““Bana nazikçe zorbalık etmeye çalışmayın!
Aşk inanılması güç bir şeydir, istediğiniz aşığa sorun.
Yaşam inanılması güç bir şeydir, istediğiniz bilim adamına sorun.
Tanrı inanılması güç bir şeydir, istediğiniz mümine sorun.
İnanılması güç şeylerle sorununuz ne sizin?”
/ “Pi’nin Yaşamı” kitabından
2002 yılında İngiltere’nin en önemli edebiyat ödülü olarak kabul edilen Man Booker Ödülü’nü “kurgu” dalında alan Kanadalı Yazar Yann Martel‘in kitabı “Pi’nin Yaşamı”nın, Oscar’lı yönetmen Ang Lee‘nin gözünden çekilen filmi, “En İyi Kurgu”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Uyarlama Senaryo”, “En İyi Sanat Yönetmeni” ‘nin de dahil olduğu 11 dalda 2013 Oscar ödüllerine aday oldu.
Yine 2013’te “En iyi Yabancı Film” dalında Oscar adayı olan, Norveç’lilerin ziyadesiyle sık sık andığı, müzeleştirdiği ve Norveçli bilim adamı Thor Heyerdahl’ın yayınevi ve medyaya bir türlü inandıramadığı Polinezyalıların atalarının Doğu’dan geldiğini ispat niteliğinde, beş arkadaşıyla 1947’de ağaç kütüklerinden yaptığı ve Tahiti tanrısı Tiki’nın adını verdiği Kon-Tiki adlı salla gerçekleştirdiği Peru-Polinezya yolculuğuna bir anlamda deniz yolculuğunun zorluğu, inancın gücü açısından benzerlikler taşıyan “Pi’nin Yaşamı”, yazar Yann Martel’in tabiriyle “açlık” sonucu ortaya çıkan bir hikayeyle de bir çok yönden de ayrışıyor. Diğer yandan kitap, uzun süredir, tıpkı Patrick Suskind’in Koku romanında olduğu gibi, Ang Lee’ye filmi yönetmesi teklif edilmeden önce, 2003 yılından beri aralarında M. Night Shyamalan ve Alfonso Cuaron gibi bir çok yönetmenin reddettiği ve sinemaya uyarlamanın çok zor olduğu romanlardan biri olarak görülüyordu.
Yönetmen Ang Lee, kendisi için hazırlığı 4 seneyi bulan kitabın sinema diline dönüşmesi sürecinde, aynı zamanda kitabın içeriğinde yer alan ve rol açısından çocuk ve kaplan gibi oldukça riskli canlıların sorunlarını, kitabın büyüsüne kapılarak tolere ettiğini şöyle anlatıyor:
““Çocuk, su, büyük özel efektler, hayvanlar―ve bunların tamamı suda seyreden küçük bir teknede olmak zorunda. Bir sinemacı için bütün kabuslar bir araya gelmiş gibi görünüyordu”, “İşi zorlayıcı ve heyecan verici buldum, harekete geçtim ve sonunda ‘Bunu yapacak kişi ben olacağım’ diye karar verdim. Ama içine girer girmez ne kadar aptalca bir fikre kapıldığımı gördüm.”
Filmin başlangıcında da bir kısmının anlatığı gibi, yazar Yann Martel’in, 1996 yılında yazdığı “Roma” adlı kitabın istediği etkiyi bulamaması, hatta otoritelerce oldukça kötü bulunması sonucu yeni bir kitaba başlamak için çok az parayla Bombay’a gitmesiyle başlayan ve akabinde Martel’in tabiriyle “yazdığı roman öksürmesi, titremesi ve ölmesiyle” son bulan macerasında huzursuz bir şekilde Hindistan’ın güneyine doğru yolculuğa çıkmasına sebep oluyor. Burada çaresizlik içerisinde bir kafede düşüncelere dalmışken, daha sonra hikayenin kahramanı tarafından, Tamil dilinde “amca” anlamına gelen, ji eki de saygı ve şefkat belirten ve Mamaji ismiyle zikredilen Francis Adirubasamy adında bir adamın kendisine “Tanrı’ya inanmanı sağlayacak bir öykü anlatacağım sana” demesiyle Martel ve elbette Ang Lee sayesinde tüm dünyada duyulmasını sağlayan Patel’in öyküsünü dinlemeye başlıyoruz. Martel, Patel’in günlükleri dışında Japonya Ulaştırma Bakanlığı’ndan bir kaset ve raporla beraber, Piscine Molitor Patel’in öyküsünün gerçekliğini, özetle Tanrıya inanmaya başladığını söyleyerek olumluyor. Continue reading »












Yazar Stuart Sutherland, Aristo’nun “rasyonel hayvan” olarak tanımladığı insanın vermiş olduğu kararlarda, tarihten, reklamlardan ve psikolojik deneylerden yola çıkarak inceliyor, eleştiriyor ve yine insanın yüzüne çarparcasına ama kibar bir dille “İrrasyonel” kitabıyla vuruyor. Bu açıdan baktığımızda Rasyonel düşünceyi ise şöyle tanımlıyor Sutherland, ” Kişinin sahip olduğu bilgiler dahilinde, doğru olma ihtimali en güzel sonucu hedefler… Rasyonellik yalnızca kişinin ne bildiğine göre değerlendirilebilir. ”
Artun Ünsal’ın, zeytinyağı ve zeytinyağı kültürü hakkında, mitolojik, dini, resmi, gayrı resmi tarihine girip, bir zeytini toplamak için gereken – örneğin dalla onu vurmak zeytinyağının kalitesini düşürür, elle toplamak lazım gibi- tiyoları verdiği, diğer yandan Türkiye’de zeytin yetiştiriciliğinin , zeytinyağı firmalarının tarihini de aktaran, edebiyatta zeytin ağacının, zeytinin, zeytinyağının örneklerini verip, içine de didaktik de görünebilecek fotoğraflar ve resimler koyduğu harika kitabıdır.
Estetik eleştirmeni kimliğiyle, Alexandrian’ın, “erotik olan herşey, bazı fazlalıklarla birlikte, zorunlu olarak pornografiktir.” düşüncesini yansıtan, erotik edebiyatı kullanan yazarlara dair seçkilerinde yer alan dönemin şartlarına göre de incelediği naif araştırma kitabı… Örneğin De Sade’ın, pornografik düşünceleri bağlamında erotik olduğunu ve bu yüzden de romantik olduğunu görüşüne de yer veren, vaazsal ve acının getirdiği ya da varoluşsal aşk, platonik erotizm gibi düşüncelerine de yelken açtığını belirtmekte fayda var.