Ara 242012
 

Kaybolan Meslekler ve Son Ustalar - M. Ali Diyarbakırlıoğlu

yok yok
bir başkaydı onun sanatı
bi başka çekerdi sırmasını
bi başka sürerdi civasını

dükkanı da bi başkaydı onun
girişte yığın yığın hasırdan oturaklar
en arkalara kaçmış bizim tombaklar
yani öyle her müşteri
giremezdi içeri kolay kolay
haliyle pek bilinmezdi ince işleri
kıyamazdı da tabi
yani anlayacağınız
sadece gözüne girmeyenlere
vermemezlik ederdi Tombak Dede
kısacası siz deyin ona
evlere şenlik
biz diyelim
idare ettik gittik
amma
ne tepsileri
ne ibrikleri saklardı orada bi bilseniz
inanın
görür görmez
bir yerleriniz şişerdi hemen
Tombak Dede’nin de nazı
oraya kadardı zaten
fena da olmazdı hani
çarşı pazar
dolaşmazdınız fellik fellik
alıp koydunuz mu evinize
olurdu size işte bi güzel evladiyelik
sahi
ne güzel atardı kahkahalarını
ne güzel süslerdi onlarla tombaklarını
yanakları da bi değişikti sanki
al al
tombik tombik…

sizin de içinizden
geçer mi bazen
yani nasıl desem
hani birisine giderken
düşünür müsünüz
onu orada göremeden
ya geri dönersem?
neden sordum
çünkü
insanın içine doğuyormuş hakkaten
geçen hafta kaldırmışlar naaşını
yetmişe de dayanmıştı gerçi yaşı
kimine göre bu tombaklarla
fazla bile yaşamıştı
ne olursa olsun
Tombak Dedemdi o benim
çok çayını içtim
çok tembihini de küpe bildim

hani kalkmadan önce
biraz daha gül diye
dalga geçerdim ya:
‘sende yok tabi yenge
bırakmıyorsun bir türlü be Tombak Dede
acelem var
bekler bizimkisi
hadi
artık bana müsaade ‘
derdim demesine ama
ama senin şu acelen de
yine bir başka oldu be Tombak Dede
alacağın olsun
nur içinde yat emi…”

/ Reha Başoğul -“Tombak Dede şiiri

Charles Darwin, insanoğlunun alet kullanımında ve alet yapma becerisinde, kesici dişlerinin küçülmesine sebebiyet verdiğini öne sürmüştü. Daha sonraları da tartışılan bu iddiaya karşılık, bazı hayvanların alet kullanımında böyle bir yönelimin görülmediği gözlemlendi ancak alet yapımının insan zekasıyla ilişkilendirilebileceğine dair bir çok makale de yazıldı. İnsanın tarih öncesi çağlardan beri kendi ivedi ihtiyaçları haricinde örneğin inanç ve keyif ayinlerinde müzik aletlerini de yaptığını bilmekteyiz.

Halihazırda olan teknolojiler, el becerilerimizin gitgide yok olduğuna yönelik önermeler içermekte ve insanın alet kullanımında ve de üretiminde makineleşmenin ve modern toplumun üretimden çok tüketimi benimsemesi sebebiyle, el sanatlarına ilişkin becerilerinin azaldığı yönünde savlar ortaya atılmaktadır. Bu, bir başka açıdan insan zekasının da farklı yönde geliştiğinin mi yoksa zekanın işlevini yitirdiği bir dönemin mi habercisi olduğu gelecekbilimcilerce de tartışılan bir soru.

Küçükken kendime ait fırıldak, topaç ve kızak yapan biri olarak, bilgisayar teknolojilerinin ve dijital kültürün getirileriyle beraber el becerilerim ve ilgim dahilinde ciddi bir oranda bu üretim becerimi kaybettiğimi görmekteyim. İlgi duyulursa tekrar kazanabilecek bu becerilerin yerine örneğin mekanik saat, çamaşır makinesi, pantolon veya ceket yaması, araba motoru,elektronik devre ve aksamı tamiri veya üretimi, bir yandan mucitliğe açık bir yandan da bir yandan ilgi alanlarınız yönünde geliştirebileceğiniz yeni alanlar…

Bu anlamda bazı alanlar var ki kimileri çok eski tarihlerden bu yana olmak üzere, mesleğe dönüşmüş ve insanın ilgi alanlarına ve ihtiyaçlarına yönelik süreklilik arz eden üretim ve tamir ihtiyaçlarına karşılık vermiş, kentlerin karakteristiğinde rol oynamış, dinsel tarihin içindeki ruhani mesajların günlük hayat ile dengesini vurgulamış, geçim kaynağı olarak sosyolojik ilişkilerde kuramsal öneme sahip olmuştur.

Mehmet Ali Diyarbakırlıoğlu

1946 doğumlu yazar M. Ali Diyarbakırlıoğlu da İstanbul Ticaret Odası’ndan çıkan 296 sayfalık kitabında, Türkiye’deki kaybolan mesleklere ve onun son ustalarına fotoğrafçı, ressam ve yazar kimliğiyle  gözünü çeviren ve bu temayla oluşturacağı kitabını 1990’lardan beri türlü engellere ve ekonomik zorluklara rağmen tasarlayan, düşünen, tutkuyla sahiplenen ve neticesinde başaran biri.  Aynı zamanda ödüllü spor fotoğrafları olan ve biçimci ressam olarak değerlendirilen ve yaptığı ve ışığın tek kaynaktan yayıldığı resimlerde Rembrandt ve Velasquez’in etkisi olduğunu söyleyen Diyarbakırlıoğlu’nun kaybolan mesleklere olan ilgisi, küçüklüğüne kadar gidiyor. Ders saatleri dışında çalışma zorunluluğu, onu bakır işlemeciliği, dokumacık, masuracılık, dökümcülük ve baba mesleği olan semercilik yaptığı bir geçmişe sahip olmasını ve bu mesleki becerileri kazanmasını sağlamış. Bu nedenle de ‘bazı kitaplar kaderi, kader de bazı kitapları doğurur’ sözü Diyarbakırlıoğlu için geçerli diyebiliriz.

Continue reading »

Kas 132011
 

Glenn Gloud Hakkında 32 Kısa Hikaye
“Eğer ömrümün geri kalan kısmını ıssız bir adada geçirmek zorunda kalsaydım,
o zaman zarfında dinleyeceğim ve çalacağım tek besteci Bach olabilirdi.’’

/ Glenn Gould

Eğer ki Bach bestelerinden oluşan bir müzeyi keşfetmek için oyunbaz bir çocuk kulağı seçmeniz gerekseydi, bu Glenn Gould’unkilerden başkası olamazdı. BBC Music tarafından Ağustos 2010 sayısında yapılan ve ilk sırada Rachmaninov’un yer aldığı “Dünyanın en iyi piyanisti” sıralamasında 17. sırada yer bulan Kanadalı piyanist Gould’un(25 Eylül 1932- 4 Ekim 1982) bu haklı ününde Bach’ın eserlerini ezber bozan tekniklerle ele almasının etkisi büyüktür. Hakkında şimdiye kadar bir çok belgesel çekilen ve kitap yazılan Gould için sinema alanında iki yapım öne çıkar: Biri, 2009 yapımı Michèle Hozer ve Peter Raymont’un beraber yönettiği belgesel olan “Genius Within: The Inner Life of Glenn Gould”, diğeri ise daha sonraları çektiği “The Red Violin”(Le violon rouge-1998), “Secret World Live”“Yo-Yo Ma Inspired by Bach-1997” filmlerinden bilineceği üzere müzik ile sinemayı birleştirme konusunda usta Kanadalı yönetmen François Girard’ın, Gould’un ölümünden 11 yıl sonra yani 1993 yılında çektiği “Glenn Gould hakkında Otuz İki Kısa film” (Thirty Two Short Films About Glenn Gould) sinema filmidir. Glenn Gould’un yetişkin halini Colm Feore’in canlandırdığı bu film, ona Toronto ve Sao Paolo film festivallerinden ödüllerle dönmesini sağlamıştır.

Glenn Gould  Fotoğraf: Genius Within: The Inner Life of Glenn Gould (2009) belgeselinden

Her iki filmin yapısal farkı olmakla birlikte, birinin belgesel olarak çekilmesi onu arşivlerin, yeni fotoğrafların, yeni videoların ilk kez seyirciyle buluştuğu, Gould’un kemancısının, kadınlarının konuştuğu kronolojik bir seyir tavrı işlenirken, François Girard’ınki bir solukta ve kendine has Gould’u yorumlamasıyla anlattığı 32 kısa filmden oluşmaktadır.  Tarih, muhakkak her iki yapımı da saygıyla anacak olsa da, yine aynı tarihin insanları, bu iki yapımdaki temel yapısal farklar olmasına rağmen, eleştirilerini Michèle Hozer ve Peter Raymont’un belgesel film yapım kurallarına bağlı kalmakla veya François Girard’ın filminde olduğu gibi bir dahiyi kendine has yorumlayarak hem kendini hem onu kendince farklılaştıran bir konuma yükseltme gayesini taşımasıyla ,hem övgüye hem yergiye sahip olan eleştirilere maruz bırakmışlardır, tıpkı Gould’un Bach’ı kendine has yorumlamasıyla ona karşı eleştirilerin karşıt iki görüşte toplandığı gibi…

Glenn Gloud - Genius Within: The Inner Life of Glenn Gould(2009) posteri

Girard’ın esin kaynağı da, Gould’un Bach’a olan düşkünlüğü ve yorumuyla onun en çok tanınmasına yardımcı olan Bach’ın 1741 yılında yayımladığı eseri “Goldberg Varyasyonları”dır. (Goldberg Variations – Goldberg Çeşitlemeleri olarak da bilinir). 32 kısa film, “Goldberg Varyasyonları”nın Aria’sı ile başlar ve Gould’un buzul çöllerinden durağan, yumuşak bir şekilde gelen yürüyüşünü konu alır ve 30 kısa filmin sonunda yine Aria ile bitecek şekilde, Gould’un aynı buzul çöllerinin içerisinde tekrar buzul çöllerine döndüğü yürüyüşü ile film sonlanır. Aradaki 30 kısa film ise Girard tarafından sırasıyla şöyle verilir: 2-) Simco Gölü(Lake Simcoe)/3-) 45 saniye ve bir iskemle(Forty-Five Seconds and a Chair) / 4-) Bruno Monsaingeon / 5-) Gould’un Gould ile Tanışması(Gould Meets Gould: text by Glenn Gould)/6-) Hamburg / 7-) Do minör varyasyonu( Variation in c minor) / 😎 Pratik(Practice) / 9-) Los Angeles konseri(The LA Concert)/ 10-) CD318 / 11-) Yehudi Menuhin(Yehudi Menuhin : violinist) /12-) Gould’a göre tutku(Passion According to Gould) / 13-) Opus 1 / 14-) Kesişen Yollar(Crossed Paths)/ 15-) Kamyon Durağı(Truck Stop) / 16-) Kuzey düşüncesi(The Idea of North: a radio documentary by Glenn Gould)/ 17-) Yalnızlık(Solitude)/ 18-) Cevapsız Sorular(Questions with No Answers)/ 19-) Bir Mektup(A Letter) / 20-) Gould McLaren ile karşılaşıyor(Gould Meets McLaren: animation by Norman McLaren) / 21-) İpucu(The Tip) / 22-) Kişisel İlan(Personal Ad) / 23- ) Haplar(Pills) / 24-) Margaret Pacsu(Margaret Pascu: friend) / 25-) Bir Günlük Günce( Diary of One Day) /26-) Wawa Oteli(Motel Wawa) / 27-) 49(Forty-Nine) / 28-) Jessie Greig(Jessie Grieg: cousin) /29-) Ayrılış(Leaving) ve 30-)Voyager başlıklarından oluşur.


Kendinden geçmiş bir şekilde mırıldandığı Bach yorumuyla
Gould’un Youtube’da milyonlarca kez izlenen videosu
-J.S.Bach’s Partita #2

Continue reading »

Mar 172011
 

Mevlana - Dede Efendi - Kâr-ı Nâtık ve Anlattıkları - Konser Notları

“gözümde dâim hayâl-i câna Gözümde hep sevgilimin hayali
Gönünde her dem cemâl-i cânâ Gönülde her zaman yârin güzelliği
Ey peri-rü dilber-i ra^na civân zanenin Ey peri yüzlü gönüller güzeli nazlı sevgili
Gam benim şâdi senin hicrân benim Dert benim sevinç senin ayrılık acısı benim
Devr’an senin yâr benim Zamane ve dünya senin bir tek yar benim
Ey şâh-ı cihân ey dilde nihân Ey dünyanın şahı ey gönüldeki sır
Senin gibi güzel efendim var benim Senin gibi güzel efendim var benim
Gül yüzlü mâhım rahmeyle şâhım Gül yüzlü sevgilim merhamet et şahım
Çeşm-i siyâhım âlemde birsin Kara gözlüm dünyada teksin

Düşdü o dem hâtıra bir beste Rehâvi Gönle o vakit bir Rehâvi beste düştü
Şû’le gerek nağme-i Nikriz’e giderken Nikriz’in nağmesine giderken alev gerekiyor.”

/ Hammâmîzade İsmâîl Dede Efendi – Rast Kâr-ı Nâtık” tan

CRR Türk Sanat Müziği Topluluğu tarafından, Mevlevi ayinlerinden, ilahi ve köçekçelere kadar bir çok formda bestesi bulunan Mevlevi dedesi Hammâmîzade İsmâîl Dede Efendi (1778-1846)’nin Türk musikisinin en zor ve en büyük beste formlarından olan ve Farsça’da “kendi kendini anlatan/konuşan eser” anlamına gelen ““Kâr-Nâtık” formunda bestelediği “Rast Kâr-ı Nâtık” üzerinden kendine has deneysel izdüşümüyle yorumu 15 Mart akşamı Cemal Reşit Rey Konser salonunda aralık vermeden konser izleyicilerine mana dolu anlar yaşattı.

Türk Musikisinde ustalık eşiği olarak görülen Kâr-ı Nâtıklar, güftelerin her mısrasında veya beytinde bir makamın adının geçmesi ve şiirin o kısmının da adı geçen makamdan bestelenmesi gerekmektedir. Besteyi zor kılan unsur ise kısa aralıklarla birbirini takiben gelen bu makamları birbirlerine en estetik, ustalıklı ve musiki kurallarına uygun şekilde bağlamakta gizlidir. Çünkü bu makamlar, her daim yakın veya komşu ses dizilerinden oluşmadığından, bestekârın, aralıkları itibariyle farklı seslere sahip olan bu makamları birbirine bağlamasıyla ustalığını göstermesi gerekmektedir.

Şu ana kadar 15’den 119’a kadar değişen sayılarda makam(bazen hem makam hem usul) tarifine yer veren ve başladıkları makamlarla isimlendirilme özelliğine sahip kâr-ı nâtıklar bestelenmiştir. Bir tasavvuf yolcusu olan, Mevlana’nın Mesnevi’si gibi bir eserin tercümesini ve şerhini yapan, diğer yandan yine Mevlana’nın eseri olan Fi-Ma-Fih’nin çevirisi gibi çalışmalara imza atan Ahmet Avni Konuk’un günümüzde kullanılmayan makamları da içeren ve sırasıyla Devr-i Revân, Düyek, Müsemmen, Ağır Aksak, Yürük Semâî, Ağır Evfer, Aksak Semâî ve Yürük Semâî usûlleri ile bestelenen , 119 makam ve 120 makam geçkisinden oluşan ve tek kâr-ı nâtık’ı olan Rast Kâr-ı Nâtık’ı zenginliği açısından çarpıcı bir örnektir. Bunun dışında hakkında çok fazla bilgi olmayan ve 1680-1700 yılları arasında öldüğü tahmin edilen Hatipzâde Osman Efendi’nin 15 makam ve 16 usûlden oluşan eseri ise , mevcut kâr-ı nâtık formunu farklı ve yeni bir şekli olma özelliğini taşıyor. Zira farklı adledilmesinin sebebi, eserin güftesinde makam adlarının yanı sıra usûl adlarının geçmesi olarak gösterilmesinden mütevellit, şiirin her bir kısmı, adı geçen makamdan bestelenirken, zikredilen usûl de devreye girerek, usûller de değişmektedir. Bu açıdan, musiki otoritelerinin gözünde sadece makamı öğretmekle kalmayan, aynı zamanda usûl de öğreten bu özelliğiyle diğer kâr-ı nâtıklardan ayrılmıştır.

CRR Türk Sanat Müziği Topluluğu’nun  konser sırasında omurga kabul ettiği eser ise Hammâmîzade İsmâîl Dede Efendi’nin içinde 24 makam ve 25 makam geçkisini barındıran tasavvufu, aşkı, vecdi, tarikatı(yolu) mana olarak ifade eden Rast Kâr-ı Nâtık eseridir. Topluluk mevcut eseri birebir icra etmek yerine, izlerinden yeni bir mana arayışına yine Dede Efendi’nin kainatından eserler seçerek yelken açıyor. Konseri şöyle tarifliyor topluluk:

Continue reading »

Mar 242009
 

1770_thomas_gainsborough_the_blue_boy-wr400
Batı’nın resim tarihinde popüler kültürün bir parçası haline gelen bir kaç resim vardır. İngiliz sanatında bundan iki tane vardır.1821 senesinde çizilmiş olan bir manzara resmi. diğeri de bundan neredeyse 1 asır önce genç bir çocuk imgesinin resmedildiği “Mavi Çocuk” adlı portredir. Bu Thomas Gainsborough’undur. Gainsborough vatandaşı Reynolds’la birlikte 18.yy’ın en başarılı portre ressamıdır. İngiliz meslektaşıyla girdiği bir anlaşmazlık sonucu bu resmi çizdiği söylenir. Fakat Gainsborough’un esas tutkusu portre çizmek değildir. Ona en büyük huzur veren şey, manzara resmi çizmektir. Her iki alanda da kendini bir usta olarak kabul ettirmiştir.

Mar 222009
 

benjamin

Reklamı, hayal vaatlerinin kendi endüstrisine bir vergi gibi dayattığı kurnazlık olarak farzeden, esin kaynaklarından biri “Alois Riegl”, “1900’lerin başında Berlin’de çocukluk” kitabında: ” bir şehirde yolunu bulamamak pek bir şey ifade etmez. bir şehirde, ormanda kaybolur gibi kaybolmak ise eğitim ister.” diyerek istemsiz yanılgılara, alegorilere, zamana dair görüşleri sunan, estetik kuramcısı olarak ise “estetik teorisi” kitabında, Rainer Warning’in alımlama estetiğindeki gibi Theodor Adorno”nun topluma ve sanata olan bakışını merkeze koyan analojileri bize sunup, şiiri okuyucudan, resmi seyirciden, senfoniyi de dinleyiciden, ne meydana geldiğini ne de onlar için üretildiğini anlatmak gerekmediğini, sanatı onu alımlayan suje çevresinde görüp, bundan uzaklaşıldığı takdirde oluşabilecek klasik estetik sorunlarının üzerine giderek, eşsizliğin güzeliğine olan sadakatiyle bilinen alman toplum, sanat, edebiyat, yaşam, felsefe, estetik ve kabul buyurursanız görsel iletişim ve tasarım, reklam etiği cerrahı…

Mar 202009
 

 

james1İkna edici iletişim yollarını araştıranlara kitaplarını tavsiye edeceğim, reklamcıların pek sevdiği, Alman idealizmini yıkan- ne ironiktir ki alman idealizminin bilimsel ve savaş alanındaki hipnoz gibi ırkçı ve faşist politikalarına uyan deneyler yapan ve bu konudaki savunuculara yollar açan-, Amerikan psikolojisinin babası sayılan, yaratıcılığın mental hastalıklarla olan ilişkisiyle ilgili düşünceleri ve sıradışı bilinç algısı ile budist meditasyon deneyleriyle ün pekiştiren, fonksiyonalist ekolün de kurucularından olan, Friederich Bergson, Henri Schiller’ın desteklediği, Bertrand Russell’ın düşüncelerine çok önem verdiği, gerçeğin pratik faydanın ta kendisi olduğunu söyleyen, fizyoloji ve tıp eğitimi yetkin nitelikte psikolog, filozof.

Bilincin varlıksal nedenini, kendisinden üstün tutarak bilinç konusunda keskin tavrıyla davranışçıların karşısına çıkmıştır ve bilinci yok sayar. Ona göre rasyonel bilinç olarak adlandırdığımız normal uyanık bilincimiz, bilincin ancak özel bir biçimidir ve birbirinden tamamen farklı potansiyel bilinç biçimleri vardır. Pragmatizmden hareketle ruhçuluğu kendine yol olarak seçen ve bunun sebebini materyalizmin hayal kırıklığı yaratan sonuçları olduğuna dayandıran James, pragmatizmin kendisine hiç heyecan vermediğini de söyler ve heyecanın hayatın anlamı olduğunu her fırsatta vurgular. Ayrıca “bir çok insan önyargılarını yeniden düzenlemeyi düşünmek sanır.”  sözü ünlüdür. Ona göre “insanın dünyadaki durumu, kedinin kitaplıktaki durumu gibidir; görür ve duyar ama hiç bir şey anlayamaz.”

Mar 172009
 

laing_rd
Antipsikiyatri kuramcısı olarak anılan Laing, daha sonraları görüşleri kuantum kimyasındaki tartışmalara da referans olmuş ve de yaptığı terapilerde kişinin psikolojik problemlerini dış dünyanın hastalıklı olmasına bir şekilde bağlayıp, hastayı hasta olma halinden “bir nevi” kurtardığı ya da akladığı telkinlere mazhar olmuş kişidir de. “Delilik her zaman kişiliğin çökmesi olarak anlaşılmak zorunda değil, bir atılım olarak da düşünülebilir. Tutsaklık ve varoluşçu ölüm olduğu kadar, özgürleşme ve yeniden doğuşun da tohumlarını taşıyor olabilir…” diyerek şizofreni gibi hastalıklara ‘ontolojik güvensizlik’ diyen bir tavrı benimsemiştir. “Bölünmüş Benlik” adındaki kitabı kabalcı’nın Beşiktaş şubesinde kolay bir rafta alınması adına halen sergilenmektedir.

Ayrıca ve çoğu insanın hemen hatırlayacağı üzere ; “Hayat cinsel ilişki yoluyla bulaşan ölümcül bir hastalıktır.” şeklinde ifade ettiği eşsiz bir metaforik sözüm de sahibidir.

Mar 152009
 

 

kandinsky

“Sanatta Ruhsallık Üzerine” adlı kitabında; 

“güzellik ruhsal ihtiyaçtan doğar;ruh bir piyanodur, renkler bu piyanonun tuşları, gözler ise tellerine vuran çekiçleridir. sanatçı ise farklı tuşlara basarak insan ruhunu titreten eldir” 

ve de Schoenberg’e yazdığı mektuplardan birinde, 

“eğer bir ressam kendi iç dünyasını kesin olarak biçimlendirmek ister ve buna kendini şartlarsa, müzisyenin kendi iç dünyasını, hiçbir doğa öğesini araya katmaksızın kolay ve doğal olarak ifade ettiğini bir çeşit kıskançlıkla görür. böylece ressamda aynı soyut ifade biçimini kendi resminde arar ve bundan dolayıdır ki; bugünkü resmi ritmik, matematiksel ve yapısal bir biçimleme eğilimi içindedir.” 

diyerek müzik-resim ilişkisine değinen sinestezi hastası olmasına kendisi dahil şükredilecek ressam, estetik teorisyeni. Eserleri için tıklayın.

kandinsky

Mar 142009
 

Uzayın derinliklerini tarayan dev bir radyoteleskopun bir anıta dönüşümünü Rotterdam kentine diktiği çelik, cam ve pleksiglas “Kurulmuş Heykel” adlı yapıtta bulabileceğiniz, eserlerinde yüksek matematik modellemeleri kullanan, Rusya’da doğup Amerika’da 70 lerin sonuna doğru ölen, teknolojinin insanoğlunun başarısı içinde anlam kazandığını düşünen, konstrüktivist, kinetic art temsilcisi dahi heykeltraş sanatçısı…

 

Mar 142009
 

Amsterdam’daki müzede sunulan “suprematizm” adlı eserine spreyle dolar işareti yaparak saldırı düzenlenmiş, resimlerinde saf geometrik formlar kullanan , amacı hiçliğe varmak olan ve bu yüzden ironik bir şekilde kendi vatanı Rusya’da ağır eleştiriler alan Piet Mondrian’dan bağımsız olarak de stijl örüntüler sunan ressam…

Suprematism

Mar 122009
 

Matematiğin içi soyut bir sistem olduğu için düşünme aracı olmadığını savunan biri olarak diyalektiğe ve fuzzy logic’e(saçaklı mantık) katkıları olmasıyla garip bir hal alan, Bertrand Russell’ın sıkı muhalifi olduğu, matematik hakkındaki düşüncelerinden dolayı temel düşünce akışına eleştirisini Godfrey Harold Hardy’ nin “Bir Matematikçinin Savunması” kitabında bulabileceğiniz, deneysel matematikte Gauss, Pascal, Euler çalışmalarında görüldüğü gibi, bir çok şekilde matematiğin toplum yaşantısından kopamayacağı ve onsuz gelişemeyeceğini örneklenmesiyle bu alandaki düşünceleri günceldışı kalan, sanatı ruhun madde içindeki görünümü olarak açıklayarak, doğanın güzelliğini reddedip, sanat güzelliğini savunan, ide seviyesinden mesut, düşünür kişi…

Mar 122009
 


National Geographic, Times gibi dergilerde sık rastlayabileceğiniz fotoğraflarıyla sizi “an”la bir eden ki Ntv’deki “işte o an” programında da bazen fotoğraflarının kullanıldığına rastladığım, kitabını halen Robinson Crusoe kitabevi dahil bulamayarak bizi amazon’lara düşüren, istanbul’da sergisinin defaatle açılmasını istediğimiz, savaş fotoğrafçısı, gezgin, fikri hür, muhabir, kafası bir dünya sanatçı kişisi.. Sitesi için ; www.jamesnachtwey.com

Mar 122009
 

Pipo dilemmasıyla Michel Foucault tarafından irdelenen ve Salvador Dali’den daha sürrealist ve füturist olduğuna dair yorumlara katıldığım belçikalı ressam…Füturizm ilgisi şair arkadaşından gelir. Nehir konseptine sahip resimlerinin altında yatan nedenin, annesinin nehre kendini atarak intihar etmesinin olduğu söylenir. Yayıncılık mesleğiyle de uğraşmış olup, gökyüzü, kuş, kadın, su gibi imgeleme tekrarları göze çarpar ki beni en çok çarpanları, kuş yumurtasına bakıp kuşun resmini yaptığı [perspicacity], ailece verilen tabut pozu [manets balcony] resimleridir.

Oca 112009
 

mh_jacksonpollock2

Iphone aplikasyonu yapılacak kadar kitleleri etkisinde bırakan bu adam önce tuval bezini yere yayar, eline boya kutularını alıp bir sopayla boyaları tuvale saçar, kendinden geçercesine yoruluncaya, ‘bitti artık’ deyinceye kadar sürdürür,sonuç da bir tür soyut resim olur. yapıtını resmin karşısında durarak değil, çevresinde dönerek, içine girerek yaratan, New York Okulu akımının öncüsü bu sanatçının hayatını konu alan, “Ed Harris”in hem yönetip hem Pollock’u iyi de oynadığı “Pollock” adında bir film de mevcuttur. Sitesi için http://www.jacksonpollock.org/

Pollock’un kendisinden “Action Painting” dersi verircesine tarihi görüntüler:

İnsanları “Action Painting” akımı olarak nasıl etkilediği için:

Iphone Aplikasyonu için:

“Jackson Pollock by Miltos Manetas” for iPhone from Memo Akten on Vimeo.

Eki 232008
 

tanpinarSon zamanlarına doğru tek kişilik kahraman hikayelerinden sıkıldığını belirtirken, zengin hayal gücü; resim, heykel, müzik gibi sanat dallarını iyi kavraması ve tatmasıyla, ayrıca felsefi ve psikolojik unsurlara olan usta etüdleri ile açıklanabilir sanıyorum. Ancak hayal gücünü hiçbir zaman varolan koşulları yerlebir edip bizden uzaklaştıracak kadar da fantezilerin esiri olmamıştır. Hatıraları, ölüm pençesinde olduğunun hissiyatının ve vakti kalmamışlığının betimlemesi olarak anlaşılmalıdır. Bu kadar zengin ironinin ki özellikle “Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki ironik anlatımının her tonlamasına hakim olması gibi. Tanpınar, insan kavramına verdiği değerini “İnsanlar Arasında ” adlı zeus’a ithafen, onun tüm tanrılık güçlerini bırakıp, insan kılığında yaşamaya başladığını anlattığı yarım kalan şiirinde de vurgulamıştır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’in ilk dönemlerine, bürokrasiden modaya, her kurumu acı ve derinden eleştirisi takdire şayandır. -Yaşar Kemal, evet esinlenilmiş ve kıskanılmıştır ama- asıl ana esinlenme kaynakları -özellikle kurgulama bazında- Proust, Huxley ve Joyce etkisidir. o nefis “Huzur” romanı ise nadide olması sebebiyle başlıbaşına kendini ait olduğu yerde yorumlama zevkine bıraktığım kitaptır.