Ağu 232003
 
Yaşama Sanatı
” dünya tinsel geleneklerinde gündelik hayatın estetiği” mottosuyla ‘gündelik hayat felsefesi’ kategorisinde benzerlerinden sıyrılan zengin bir Crispin Sartwell kitabı.

iki bölümden oluşuyor : ‘sanat kavramına giriş’ ve ‘estetik yeniden bütünleşme’. birinci bölümde “sanat” deyip geçtiğimiz olgu enine boyuna tartışılmış ve açıklanıyor ki zenginliğin bir başka açılım göstergesi olarak her sayfasında en az 1 dip notun var olduğunu söylemekte fayda var. 1. bölümde zen ve yaşama sanatı konularından bir alıntı yaparsak;

“.…eğer ortaya koyduğum türden bir görüş doğruysa o zaman sanat, anlamlı bir hayat sürmenin bir yoludur. çoğumuz gözümüzü bir amaca diker, onun peşinden gideriz; o amaca eriştiğimizde ise bulabildiğimiz tek şey içimizdeki boşluk duygusudur. bunun bir nedeni herşeyi dışlayarak hedefe kilitlenmemiz ve o hedefe ulaşma araçlarını sadece engeller olarak görmemizdir. bu şekilde, en büyük arzularımızı gerçekleştirirken bile sefil olmak mümkündür. ama eğer bu arzuların gerçekleşme süreci insanı içine alan bir şeyse, bu gerçekleşme için harcanan zaman boşa gitmemiş olacaktır. ben bir kişinin hayatının bir sanat eseri olabileceği ve bir yaşama sanatı bulunduğu iddiasını ciddiye alıyorum, hem de kelimenin gerçek anlamında….

İkinci bölümde, konfüçyüs düşüncelerine yer verilmiş. teknolojinin tao’su (yol’u), bilme sanatı, sanatın geleceği ana konuları oluşturuyor. sanatın tao ile ilişkisi ve günlük yaşam’da taoizm güzel irdelenmiş diyebilirim.

kısacası bu kitap biraz şuna getirmek istiyor: dağda derviş olmak kolay, gel, bir de şehre in ve istanbul trafiğinde derviş olmayı dene….

Ağu 182003
 

İlk Cuma

Yorgun bir akşamüstü bu
sıradan bir kaderin oynandığı ilk cuma
sahiller, sokaklar ve yılanlar yine orada bekliyor onu
kendimin çaresini arıyorum bezmeden, düşmeden

bir çizgi görüyorum ilk başta uzaktan
Biraz yakınlaşınca çukurlukları seçebiliyorum
Ve büyüyor gitgide
ışığa da ihtiyaç yok, hissedebiliyorum çünkü

evet bir yaşamın gözyaşlarının bıraktığı izler bunlar gözlerimin altında
her gün bir savaşta bayrağını kaybeden askeri oynamak gibi bir anı yaşadığım oralarda
bir nilüfer yaprağında yıllardır süzülmek kadar çaresiz, bir o kadar da güzel

nedir istediğim senden benim
kuytu köşelerde para verdiğin dilenciler kadar açsın bu hayata
eğer bir müzisyenin bestelediği hüzün nağmelerinde yaşıyorsan hala
dönüp bakma orada çalana, çünkü duydukların senin ölüm çığlıkların

işte bu yüzden belki yok etmeliyim o izleri oradan
o izleri kimbilir, kırdığım şişelerle beni bekleyen adadaki, zamanı bilen birine ulaştırmalıyım
bir çeltik daha atmaz belki artık

uçların adamı olduğum yıllar
kezzapların sıcaklığını tadardın
doğanın sana verdiği her şimşek
çevrene koyduğun önyargılar kadar yüklüydü

anlayamadım işte, biraz akılmış ihtiyacım olan
o izlerin gördükleri
nedense bir bebeğinki kadar
haketmiyorum işte ondan,
her gördüğümde acı veriyor maalesef

Sandaldaki aşıkları bilir misin
hani kuğuları seyredeler de koklaşırlar
ve sonra aşkı anladık diye bakarlar beraber sudaki akislerine
bilmezler ki baktıkları gördükleri, yaşadıkları aşk değil

Sıradan kaderin ilk cuması
yine istanbul, yine bir ayna
Bu sefer zorlanmadan çıkan sıradan bir gözyaşı daha hızlı damlıyor
Belki yüzümdeki izlerin arttığındandır
Ona sormalı sebebini
Nedersin hayat kardeş, çok mu hızlı akıyorsun artık ha?

Reha Başoğul