irrasyonelYazar Stuart Sutherland, Aristo’nun “rasyonel hayvan” olarak tanımladığı insanın vermiş olduğu kararlarda, tarihten, reklamlardan ve psikolojik deneylerden yola çıkarak inceliyor, eleştiriyor ve yine insanın yüzüne çarparcasına ama kibar bir dille “İrrasyonel” kitabıyla vuruyor. Bu açıdan baktığımızda Rasyonel düşünceyi ise şöyle tanımlıyor Sutherland, ” Kişinin sahip olduğu bilgiler dahilinde, doğru olma ihtimali en güzel sonucu hedefler… Rasyonellik yalnızca kişinin ne bildiğine göre değerlendirilebilir. ”

Burada yazarın bir önemli ayrımını belirtmekte fayda var. Diyor ki Sutherland : ” Rasyonel düşüncenin ya da rasyonel karar almanın en iyi sonucu getireceğine dair kesin kanıt yoktur.” Bu da kitabın vermek istediğini daha iyi anlatıyor, yani bu kitapla algılatmak istediği gerçeklik ve rasyonellik size mutluluk sağlar, sağlamaz, sizi hayatta bırakır ya da bırakmaz, kariyerinizde yükseliş sağlar ya da sağlamaz, kitabın ilgi odağı bu vaadi vermek değil. Zaten irrasyonel dünyada ve irrasyonel karar veren insanların arasında “doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur” atasözü manidarlığında başka bir toplumbilim sorununa temas etmek, şu kitap incelemesi dışında başka bir inceleme konusu olacaktır ancak yine de kitapta buna dair cevaplar da mevcut olduğunu hatırlatmakta fayda var. Örneğin insanoğlunun kendi mutluluk oyununu oynamak için gerçekleri saptırma/çarpıtma eğiliminde olduğu gibi.

Zaman zaman “İrrasyonel” kitabında insan psikolojisinin hangi kararlara nasıl ve niye verdiği örneklerle açıklansa da kitabın anlatım dilini ve kurgusunu çok tutarlı bulduğum için her bir bölümün incelemeye değer bulmamdan mütevellit, sizinle de bu kadar ayrıntılı paylaşayım istedim.

Continue reading »

 

whirling-dervish

Bilim-Teknik dergisindeki örneği daha önce görülmemiş manasız sansür mevzusunda da gündeme gelen evrimin mana ve önemine dair başka bir açıdan bakalım istedim: Mevlana’nın ‘ölmezlik’ bahsiyle incelenebilecek bir biyolojik tekamül, evrim(evolusyon) anlayış mevcuttur. Charles Darwin’den beş asır önce fikir açısından günümüze yaptığı göndermelerle de bir çok makalenin de konusu olmuştur. Şöyle ki; 

… ben de cansız varlıktan öldüm, biten, boy atıp, gelişen nebat(bitki) oldum, nebat’tan öldüm, hayvan şekliyle baş gösterdim. hayvanlıktan öldüm, insan oldum, artık ölüp azalmaktan, noksana düşmekten ne diye korkacakmışım? bir daha hamle edeyim de insanken öleyim; böylece de melekeler aleminde kol kanat çırpayım. melek olduktan sonra da ırmağa atlamak gerek. herşey yok olur-gider, ancak o’nun zatıdır kalan. bir kere daha melekken kurban olayım da o vehme gelmeden yok mu olayım? yok olurum yok olurum da erganon(bir çeşit saz manasında) gibi ‘gerçekten de biz, dönüp ona varanlarız’ derim“(Mesnevi, 111/3900, 3902-2907, Gölpınarlı tercümesinden) 

” ... mesela önce toprak ve cemaddın(cansız nesnen), seni bitki alemine getirdi; bitki aleminden(kan pıhtısı ve besleyici gıda olan) aleka ve mudga(kan pıhtısı ve çamur) alemine yolculuk ettin. buradan hayvanlık alemine, hayvanlıktan da insanlık alemine sefer ettin. bu gelip geçtiğin yollar, duraklar senin aklında, hayalinde yokken ve hangi yoldan nasıl geleceğini bilmezken, seni getirdiler. işte sen de apaçık görüyorsun ki geldin. böylece seni daha başka, türlü türlü alemlere de götürecekler...”(Mevlana, Fihimafih’ten, s.186) 

“... kur’anda: siz elbet bir halden bir hale geçeceksiniz. öyle ise onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?” [kur'an, sure 84, ayet 19-20)]buyurulmuş olduğu gibi bunu sana önce buyuran başka tabakalara inanman ve onları kabul etmen için gösterdi, yoksa hepsi bundan ibaret diye inkar etmen için değil”(Mevlana, Fihimafih’ten, sf:32) 

Mevlana’nın “faniliğin sorusu” hakkındaki bu mısraları bazı İslam filozoflarının düşündüğü gibi argümanlar tarafından ispat edilmemiş saf bir metafizik doğanın sorusu olarak değil, bir biyolojik evolusyon olarak öne sürülmüştür[Aijaz, M.K. Maswani, Islam’s Contribution to Zoology and Natural History, s.333) 

Mevlana’nın bu düşünceleri bir asırdan biraz daha fazla zaman sonra Meister Eckhart’ın kelime kelime Batı’ya öğrettikleridir.(Corbin, H. Creative Imagination in the Sufism of Ibn Arabi sf 348/ dn.71) 

… aynada bir habbecik(üzüm taneciği) gerçeği görseydi, ondan bir hayalden başka birşey kalmazdı. hatta hem hayalleri yok olur-giderdi, hem kendi bilgisi de bilgisizlikte yok olurdu. bilgisizliğinden şüphe yok ki benim, ben diyen bir başka bir bilgi baş gösterir, meydana çıkardı…“(Mesnevi’den 5-6/2260 Gölpınarlı tercümesinden) 

Bu sözler de adeta descartes’in “cogito teorisi’ni (bkz: cogito ergo sum) anlatmaktadır. şöyle ki “... düşünen varlık olarak varlığımı teşkil eden şeyin, hiç te cismim dediğim olmadığını pek iyi görüyorum. cismimden şüphe edince, kendimde de şüphe etmem gerekirdi. bu imkansızdır. zira var olduğuma tamamiyle eminim, öyle ki hiçbir şekilde şüphe edemeyecek derecede eminim…“(Descartes, tabiat ışığı ve hakikati arama s.30) 

Başka bir açıdan ise Sigmund freud’un varlık bilincine bağlılılığımızın duygusal motor sayesinde kuvvetler oluşu görüşünü ve Mevlana’daki yukarıda belirtildiği gibi ‘yok olur yine dönerim’ mantığındaki Enerjinin Korunum Kanunu’nu hatırlatmakta fayda var… Zihindeki mental olguların geçici olmadığını düşünen Freud savı gibi, Mevlana’nın metafiziksel alem gibi duran ama aynı kuantum fiziği- enerji yasalarını andıran yazınlarındaki bağlantı dikkate değerdir.

İnsanoğluna henüz bir yenilik ya da alternatif tedavi sunmayan evrimsel psikoloji, evrimsel olarak gelişmiş modüller ve sinirsistemi sayesinde kendine malzame yaratır. Memelilerde, bilhassa primatlarda insanınkine çok benzeyen model alma tarzındaki öğrenme ön plana çıktığı için, insanda da model alma identification özgecilik olarak zuhur ettiği için; toplum tarafından reddedilen ya da onanan davranışlar sonucu moral, suç, cinsel sapma, rekabete dayalı şiddet, gösteriş, dışlanma, özenti, içebakış, maneviyat, gibi kavramsallaşan kalıpların ortaya çıkmasının doğal seleksiyona ve adaptasyona dayalı nedenleriyle evrimsel psikoloji, insandaki limbik sistem, hipotalamus, otonom sinir sistemi gibi zihinsel işlevde rol sahiplerinin sofistike gelişmişliğiyle sorunları ve çözümleri açıklamak ister.

Araya hızlı ve kendine iyi bir yer açarak giren kültürel evrim, burada genetik bozulmalarının toplumlara özgü bir eğilim olduğunun da üzerinde durur. insanın bencil gen hedefi, az enerji ile hedefine ulaşmak üzerine kurulduğu için, üreme şansını da arttıracağından, fiziksel ve toplumsal evreye adapte olabiliyorsanız, üreme şansınız da artacaktır. Ama x kişiyi bir zulu kabilesine koyduğunuzda üreme şansı daha da zayıflayabilir gerçeğini, evrimsel psikoloji tedavisinde ‘yöneltme’ olarak uygular ki bu da başlıbaşına üremede yöneylem konusudur. Hastalıkların nedenselliğine de bu açıdan değinirsek; örneğin depresyondasınız ve aslında siz kaybetmeye adapte olduğunuz sürece, hastalığı da zihinsel olarak yenebilirsiniz ve yine üreme şansın artar. Zira ayakta kalmış ve yeni şansı yaratmışınızdır demektir.

 

olagandisiyasamlar

Scientific American dergisinde yayınlanan 12 makalenin, James ve Carol Gould tarafından derlenerek ekosistemin özelliklerine dair, evrimsel, davranışsal, biyolojik ve bazen de mitolojik bilgiler veren popüler bilim kitabı… 

Konu başlıklarıyla birlikte, makalelerin içeriğinin de okumaya teşvik edici ifadelerden oluştuğu kitapta, organik bileşiklerin yapısı, atp sentezi , konakçı yaşayan asalakların bioyapısı ve koala, güveler , balıklar gibi canlıların dışında, bir çok canlının yeni keşfedilmiş hayat hikayesini ayrıntılı bir şekilde öğrenme imkanı da veriyor ki kullanılan fotoğrafların, çizimlerin, grafiklerin, haritaların da yararlı olduğunu eklemek lazım. tercihen, birden kitaba yüklenmeyip, sakin sakin, bir kaynakmış gibi baktığım, bilgilerin bilimsel ifadelerin dışında genel hayat kurallarıyla da ilgili olduğundan dolayı gerektiğinde tekrar ele alınabilecek bir kitap olarak akmasına izin verdiğim, özetle değişik ruh hallerine göre, bir periyodda birden fazla kitap okuyanlar için iyi bir tercih. 

Karıncalarda kölelik bölümü, yazar her ne kadar insanlık adına ahlaksal ve davranışsal dersler çıkarmaya müsait değil dese de, “organizasyon teorisi” ile ilgili araştırmalarda faydalandığım bir makale idi. hükümetlerin, holdinglerin, şirketlerin ve propaganda gereksinimi duyan insanların pazarlama iletişiminde yoğun olarak kullandığı – hem kurum içi hem kurumdışı- agresif ve yıkıcı politikaların ya da stratejilerin bir analoji teşkil edebileceğini düşündüğüm için ve sosyal sorumluluk projeleri gibi örnekleri verilebilecek halkla ilişkiler yönelimlerinin, ekopolitikaya dönüşün sergilenmesi açısından, önem verdiğim bir kısmını kitaptan alıntılarsam; 

” ...iş güçlerini kuvvetlendirmek için başka karınca kolonilerine yaptıkları saldırılarda kullandıkları teknikler, böcekler dünyasında bulunabilecek en incelikli davranış biçimleri arasındadır. köleci karınca türlerinin çoğu, akıncılıkta öylesine uzmanlaşmıştırlar ki, kölelerini kaybettiklerinde açlıktan ölürler. köleci karıncalar ve köleleri, birlikte özgür kolonilere zaman zaman yapılan akınlarla başlamış; gelişmiş savaşçı toplumların evrilmesine yol açmış; ve işçilerin artık akıncı olma yeteneklerini yitirdikleri dehşetli bir çürüme ile sonlanmış bir evrimsel düşüş sergilerler.“ 

 

kitaptaki 12 makalenin konu başlıkları ise şöyle: 

 

ilk hücrelerin evrimi 

hayvanların ortaya çıkışı 

denizin derinliklerinde ortak yaşam 

antarktik balıkları 

medcezir balıkları 

kış güvelerideki isıl düzenleme 

koalanın fizyolojisi 

etçil bitkiler 

karıncalar ve misafirleri arasındaki iletişim 

karıncalarda kölelik 

tripanazom kılıfını nasıl değiştiriyor? 

viroidler

© 2012 Reha BAŞOĞUL- Küp Şekerden Düşgen Suffusion theme by Sayontan Sinha