Haz 182007
 

karadelikler

Stephen Hawking‘in, bir takım zorlukların nasıl aşıldığına ve içinde bulunduğu sağlık durumunun hiçbir zaman kendisinin bilimsel şevkini kırmadığına dair, duygulu anlatımlarla başlayan ve daha sonra hızlanıp bilimin topluma olan etkilerini kısa ama yüzeysel olmadan aktardığı, Einstein’dan Hubble’a bir takım bilimadamlarının teorilerine niye katıldığını ya da karşıt olduğunu açıkladığı, -ana kısım olan- hatrısayılır bir şekilde karadelik teorilerini anlatması sonucunda biraz da felsefe yaparak determinizmi ve tanrıbilirlik kavramını sorgulayıp konuyu kapattığı kitabın ismi.

Haz 152007
 

Emanet

 

Birden tüttün gözümde 

farklı bir gönülde 

sana yabancı bir dilde… 

 

Çilekeş bir flamenko ağıtına tav olmuştu kısmetimiz 

sen endamımda dolaşırken 

ben yeri döven güçlü topuk seslerine dalmıştım. 

bir ispanyol gitarının süslediği 

tırtıklı bir seste kesişti sonunda gözlerimiz 

fırfırlı etekler ahenk telaşında 

hangi rengin kral olacağını düşünürken 

ben çoktan simanı bellemiştim. 

penalar tellere dalaşırken 

sen yanımda bitivermiştin. 

 

loş kırmızı ışık, lal bakışlarına feryat ediyordu 

melez bir dille çözdün gömleğimin düğmelerini 

ne takat bırakmıştın bende o gece 

ne de talimsiz asude… 

düşlerime taktın esmer bir kelepçe 

ellerime bırakılmış uzun siyah bir yele 

biraz yenildi benden yasak meyve 

biraz içildi senden ıslak buse.. 

 

kumların üstünde vira dedik ana 

günahların oynandığı tiyatroda 

bir durmak yoktu senaryoda 

bir de bedenlerimizi ayırmak 

 

yaşın benimkinden kibirliydi ama 

ufak bedenin kucağıma cuk oturuyordu 

benim iksirim kaynar kaynamaz 

senin kadehine boşalıyordu 

 

zamanı biraz itekleyince 

ege’nin özgür dağlarında bulduk kendimizi 

sarp kayalarda da saklı kalmadı hasatımız 

arzu zehiri kanımızda yelken almıştı 

ne rüzgar arıyordu ne demir atıyordu 

ama keyifli serüveni kalbimize merhamet etmeden devam ediyordu. 

 

bazen bir at arabasının arkasında aldandım yanağına 

bazen bir ağacın altında sarıldım dudağına 

o zaman anladım samanların yumuşaklığını 

kirazların tadını… 

 

bana yadigar kısa manzum söylenirken 

çağırdın beni boğa kokan diyarlarına 

bir göle bakan eski bir kulübeyle 

istediğim gibi bir balıkçı teknesi alırız dedin bana 

 

tam da huri diye yazıyordum seni hayatıma 

ne iki çift laf edebilmiştik semadan 

ne de senin soyağacından… 

oysa yıldızlara baktığımızda 

hep aynı yıldızın kayışını yakalardık 

hep aynı pınarın sesinde dans ederdik 

içtiğimiz şerbet yediğimiz turta bile 

cilveleşen ağzımızda tad buluyordu. 

farklı kimliğimizin üstünde bile 

insan olduğumuz yazıyordu 

 

vuslatın bohemliğinden sıyrılışına az kala 

bu diyarlardaki bol ışıklı yere gitmek zorunda idin 

ben kaygılarımı azat etmişken 

sen gülücüklerini bana emanet etmiştin.. 

 

ebemkuşağının altında seni bekledim bir süre 

kelebeklerin papatyalara ilan-ı aşk edişini zahmetlice izledim 

mehtabın suya çıplak poz vermesini gizlice gözetledim 

aklıma gelince emanetin 

onun geometrisini toprağa çizdim 

 

fakat tutmadı insanlığın aciz ilim hesapları 

sevgi köprüsüne gelmeden pusu kurmuş Azrail ve arkadaşları 

oraya verdiğim bir kadına bir de kuma getirmiştim şimdi 

sana vurandan daha ağır bir yük altında kaldım işte o an ben 

kanının süzüldüğü yolda emanetini mazgallara düşürdüm neyazık ki ben… 

 

Birden tüttün gözümde 

farklı bir gönülde 

sana yabancı bir dilde… 

 

yine bir flamenko ağıtında 

farklı bir gönülde 

bana yabancı bir dilde 

kimsenin bilmediği seni 

herkesin bildiği bir emanette gördüm.

 

Reha Başoğul

Haz 092007
 

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 600 yıllık osmanlı geleneğinden çıkan aydın kesmin, akşamdan sabaha bir gecede uygarlık ve kültürün değiştiremeyeceğine dair göndermelerle dolu, kültürel içerikli, düşündürücü romanı.. üniversitede araştırma görevlisi bir mümtaz düşünün ki ufacık yaşta, şehrinin işgal edildiği sırada, babası bir rum tarafından öldürülmüş olup, antalya’da yaşama ayak basan ve çocukluk ile gençlik derken italyanların bulunduğu bu şehirde, akraba tayfasından istanbul’a, ihsanın yanına gelip eğitimine devam eden. ihsan’ın ve karısının, mümtazı mümtaz yapan faktörlerde önemli etkisini yadsımayan bir yandan da ihsan’ın hastalığı ve aile işleriyle uğraşan mümtaz, nuran adında efendi mi efendi birini tanır ki bu kişi, kutsal aşkın mümtazın gözünde tezahür etmiş halidir. nuran da hem bektaşi, hem de mevlevi kültürünü bir arada bulunduran, entellektüel birikimi ve müzikal altyapısı yani tıpkı eski filmlerde görülen donanımlı bir bayan olarak karşımıza çıkar ki bu da romana keyif katan bir özelliktir. tabi ikisinin arasındaki çekinceli başlayan ilişkinin, sokak-,mahalle mekanlarında ayrı gözükmesi önem arzedip, biz de bu sırada aradaki mesafenin korunmasının meyvesini, edebi olarak yeriz. gün olur devran döner, ilişki gelişir ve nuran mümtaz’ın evine yerleşir, yer de emirgandır. ve bu samimi ortamın içerisinde siz cinsel kimliklerin ötesinde, ortak paydada buluşan, klasik müzik ve edebiyata dair güzel mi güzel sohbetlere tanık olursunuz. mümtaz’ın bu denli nuran’la uyum içinde olması, nuran’ı iyice gözünde yarı ilahi kıvamda yüceleştirmesine mahal verir. ortada ideolojik, estetik ve tarihsel bir yakınlık varken, kitap içerisinde bedensel ilişkinin sınırlı olarak yer aldığını belirtmekte fayda var. tüm bunlara karşın mümtaz’ın yine de aradığı model -bir nevi ruh eşi- nuran değildir aslında ve bu sıkıntı romanın ilerleyen bölümlerinde kendini gösterir. roman hitler’in saldırı emrini verdiği 2. dünya savaşı’nda sona erer.

Continue reading »

Haz 062007
 

Serenat
elindeki son hissi kime bağışlardın…
ya da bağışlayabilir miydin?
dönüp gelir mi bu soru
içine çektiğin görünmez nefesin ortasında
yoksa çıkar gider mi
ciğerlerinin içinden çıkan buhurlu diğer nefesin sonunda
ben düşünsem de
sen düşündün mü hangisi gerçek nefesin
hangisinde ağladın genelde
hangisi seni öldürdü tüm geceler boyunca
hangisiyle bağırdın da
dengeni bozdun,
çizdiğin son çizginin ucu tırtıklı çıktı karşına

yumuşak hatlardan uzaklaşıyorum…
yüzüm daha kemikli
ellerim şimdi daha kirli
istesem de değişmeyecek şeylerin altına
niye koyuyorsun şimdi fitilli bir bomba?
kendini dolaşmaya çıkardığın zaman
gözüne ilişen ilk yeşille yıka gözbebeklerini
benimkinden daha güzel
daha kalıcı
ve eminim daha da kısar sesini
dileğim ki
ipinin her iki ucu senin adına kaçsın..
çözülsen de düğümlensen de
sarılı kalsın üstünde
kelimelerinin kulağını kesip
tablodaki insanın eksikliği doldurdum
sözlerimi anlatamaz oldum sende

Reha Başoğul