“Pencere, en iyisi pencere;
Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
dört duvarı göreceğine.”
/Orhan Veli Kanık – ‘İçerde’ şiiri
2003 yılında Harvie Krumpet adlı stop-motion kısa animasyon filmiye dikkatleri çeken Adam Elliot, bizler gibi bir tamamlanamamışlık duygusunu yaşamış olacak ki Harvie Kurumpet’teki gibi kendini defalarca bulmaya çalışan bir kişilik, not ettiği olgular, “ötekileştirilmiş” ve “kaybedilmiş bir yaşama sahip” olarak adledilmiş karakterler üzerine yazdığı senaryosunu, animasyon konusunda çok daha üst düzey bir sanat anlayışı ve “ötekileştirme” felsefesinin içinde zekice işlediği, sıcak detaylarla bezeyerek anlatmaya soyunduğu “Mary and Max” adındaki stop-motion siyah-beyaz animasyon filmiyle karşımıza çıkıyor.
Hikayede, ince detaylarla örülü kurgusundan ve zıtlıklarıyla ilerlemesinden en çok keyif almamamızı sağlayan karakterlerin “öteki”lerden oluşması ve basitliğin içerisinden çıkarılarak zengin bir yelpazeden oluşan sorgulamaları. İki baş karakterden biri olan Mary, Avustralya’nın banliyölerinde yaşayan 8 yaşında bir kız çocuğudur. Annesi Vera ise yaptığı market hırsızlıklarını plastik torbadan tasarruf etmek için olduğunu söyleyerek savunan, nemrut ve uçuk kaçık bir bigudili kadınken, babası ise ölü kuşlarıyla kulübesinde oynamaktan hoşlanan bir fabrika işçisidir.
Mary bir gün Amerika’daki bebeklerin nasıl meydana geldiği merak ettiği için telefon rehberinden rastgele bir isim seçerek, ondan bu cevabı almaya heves eder. Mektup yazarak soruyu yönelteceği bu kişinin ismi ise Max’tır.



Yazar Stuart Sutherland, Aristo’nun “rasyonel hayvan” olarak tanımladığı insanın vermiş olduğu kararlarda, tarihten, reklamlardan ve psikolojik deneylerden yola çıkarak inceliyor, eleştiriyor ve yine insanın yüzüne çarparcasına ama kibar bir dille “İrrasyonel” kitabıyla vuruyor. Bu açıdan baktığımızda Rasyonel düşünceyi ise şöyle tanımlıyor Sutherland, ” Kişinin sahip olduğu bilgiler dahilinde, doğru olma ihtimali en güzel sonucu hedefler… Rasyonellik yalnızca kişinin ne bildiğine göre değerlendirilebilir. ”






21.yy’ın ilk yıllarını yaşayan insanoğlu, tarih boyunca kendi yarattıkları ile kendi yaşamını zorlaştırmıştır. Silahlar, atom bombası, televizyon gibi teknolojiye bağlı yaratımlar dışında, milliyetçilik gibi bazı kavramlar da bu yaşamı zorlaştıranlar arasındadır. “İnsan” içinde olduğu savaş, iş yaşamı, sanat ve bunun gibi bir çok ortamda, bu yarattıklarına çeşitli sebeplerle bağlı kalmayı sürdürmüş, ancak yok etmek isteğini, isyanlarını yansıttığı ya da yeniden türettiği çeşitli konuların başında ya da sonunda hep karşısına çıkan ve onun tarafından yargılanacağını bildiği kavram ‘etik’ olmuştur. Hiç bir zaman kendisini neslini, haysiyetini, hayatını ve zamanını düşünmekten alıkoyamayan insan ırkı, kendi iç dünyasına çekilince bireysel etiğinin ona ne gibi kısıtlamalar getirdiğini, ne gibi kolaylıklar sağladığını düşünmekten kaçamaz. Kurumsal düzeyde ise, akademik ortamlarda yoğun bir şekilde tartışılan ve zaman zaman küçümsenen etik kavramı hakkında araştırmalar yapılmakta, kurumsal etik kodlarının kamuoyuna açıklanması gereği hissedilmektedir.
Artun Ünsal’ın, zeytinyağı ve zeytinyağı kültürü hakkında, mitolojik, dini, resmi, gayrı resmi tarihine girip, bir zeytini toplamak için gereken – örneğin dalla onu vurmak zeytinyağının kalitesini düşürür, elle toplamak lazım gibi- tiyoları verdiği, diğer yandan Türkiye’de zeytin yetiştiriciliğinin , zeytinyağı firmalarının tarihini de aktaran, edebiyatta zeytin ağacının, zeytinin, zeytinyağının örneklerini verip, içine de didaktik de görünebilecek fotoğraflar ve resimler koyduğu harika kitabıdır.
Estetik eleştirmeni kimliğiyle, Alexandrian’ın, “erotik olan herşey, bazı fazlalıklarla birlikte, zorunlu olarak pornografiktir.” düşüncesini yansıtan, erotik edebiyatı kullanan yazarlara dair seçkilerinde yer alan dönemin şartlarına göre de incelediği naif araştırma kitabı… Örneğin De Sade’ın, pornografik düşünceleri bağlamında erotik olduğunu ve bu yüzden de romantik olduğunu görüşüne de yer veren, vaazsal ve acının getirdiği ya da varoluşsal aşk, platonik erotizm gibi düşüncelerine de yelken açtığını belirtmekte fayda var.
