Evrenin kişiselleştirilip tanrılaştığı, insanoğlunun ilk kutsal kitabı olarak bahsedilen,” indra” diye bir doğa tanrısı,”varuna” adında da bir akıl tanrısı, “mithra” adında adalet tanrısı olan, kitabının isminin “rig veda” olduğu, tanrıları yaratanın kurbanlar olduğu düşüncesini aşılayan dindir. Hindistana gittiğinizde, herhangi bir tapınak rahibine sorarak da öğrenebileceğiniz inek kutsaliyetinin sebebi de bu dinden gelir. Derler ki size; herhangi bir rahibe inek hediye edersen, alemlerden alem beğen hepsi senin, lutfunu kazanırsın. Kitabı rig veda, ayrıca toplumsal sınıf ayrımcılığını, işçi köle, din adamı babında körüklemiştir ki günümüzdeki bir çok toplumsal sıkıntının kısmi kökeni de buna dayanmıyor dersek yalan olur.

Samurayların temel etiği olan efendiye saygının orjini olan savaş kodu olarak adlandırılır Bushido :
“”samuray olan kişi herşeyden önce bilmelidir ve gündüz ve gece asla aklından çıkartmamalıdır ki, o ölmek zorundadır.”/daidoji yuzan 16.yy
9. yüzyılda Samuray’ kavramının ortaya çıkması merkezi idarenin yerel toprak sahipleri üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ile başlar. Yerel idareler kendi askeri güçlerini kurmuşlardı ve bu gücün başına “bushi” ya da “samurai” olarak adlandırılan savaşçıları getirmişlerdi. savaşçılar onurlu bir şekilde barışın bekçileri oldular. Üstün ahlak yapıları onlara duyulan saygının en önemli nedenidir. Samuraylar hayatları boyunca “bushido” kısaca savaşçının kodu olarak bilinen etikler topluluğuna göre yaşamıştır. Aşağıda 17.yüzyılda eski bir samuray olan bir zen rahibinin bu etikleri belirten bir yazıtı var:
“samuray’ın yolu ölümde bulunur. sıra geldiğinde ölümün hızlı seçeneği vardır. yaşam ve ölüm arasındaki çizgide amaçlarına ulaşmış olmak önemli değildir.hepimiz yaşamak isteriz.ve hayatımızın büyük bir bölümünde mantığımız çerçevesinde, isteklerimizi yaparız. ancak amacımıza ulaşamadan yaşamaya devam etmek korkaktır.bu tehlikeli ince bir çizgidir.amacına ulaşmadan ölmek bir köpek gibi ölmektir, fanatikçe ancak bunda utanç yoktur.”
Samurayın yolu”nun içeriği budur. Her sabah ve akşam kalbini doğru ayarlarsan vücudun iflas edene kadar yaşayabilirsin.özgürlük böyle kazanılır. İşçi olmak başkasının efendisine uşaklık etmekten farklı değildir. Bu iyi ve kötü arasındaki seçimi efendiye bırakmak ve kişisel ilgilerden vazgeçmek demektir. Eğer böyle iki üç adam varsa bahşiş güvendedir. Efendi ve uşak arasında sadakatin önemli olduğu söylenir. Elde edilmez olsa da bu gözler önündedir. Eğer kendini buna ayarlarsan harika bir hizmetkar olursun. Ölümü hakkında bir fikre sahip olmayan kişi kötü bir şekilde öleceğini garantilemiştir. Ölümünü belirlemiş olan kişi ise asla değersiz olamaz.kişi bu endişe üzerinde çalışmalıdır.
Eğer biri samuray olmakla ilgili bir şey söyleyecekse, temeli ruhunu ve vücudunu efendisine nasıl adadığı ile ilgili olmalıdır. Bunun ötesinde ne olduğunu soran kişiye verilecek cevap ise “kendini zeka, insanlık ve cesaret ile bilemek” olmalıdır. Sıradan bir insan için bu üç değeri bir araya getirmek mümkün gözükmeyebilir ancak kolaydır. Zeka, olayları başkalarıyla tartışabilmekten fazla birşey değildir. Sonsuz hikmet böyle kazanılır. İnsanlık, başkaları için yaptığımız şeylerdir. Kendimizi başkaları ile kıyaslamak ve onları öne çıkartmaktır. Cesaret birinin dişini kırmaktır. Sadece bunu yapmak ve zorlamaktır, çevredekileri önemsememektir. Bunların üzerinde olan şeylerin bilinmesi gerekmez. Kişisel görünüş, konuşma tarzı ve kaligrafi önemlidir. Ve bunlar günlük işlerdir, çalışarak ilerletilir. Temelde güçlü olmak önemlidir. Bu özellikleri kazanmış bir kişi bizim uzmanlık alanımızın tarihini ve değerlerini anlayabilir. Daha sonra kendini geliştirmek için birçok sanatı inceleyebilir. Eğer baştan düşünürseniz hizmetkar olmak basittir. Ve bu günlerde işe yarayan insanları göz önüne alırsanız onların bu üç özelliğe sahip olduklarını görürsünüz.”
Samuray ölmek için yaşadı. üstün ahlakları onları günümüze kadar taşıyan en büyük özellikleri. Asla gerekmedikçe öldürmediler. Ve öldürdüklerinde asla acıyı uzatmadılar.
Japonların çok takdir edilen bir anlayışları vardır. Çirkin karşıladıkları bir olayın uzamasını, sürüncemeye girmesini sevmezler. Bu yüzdendir ki düelloları uzatmazlar ve çabuk olan çözümü seçerler. alıştığımız şekilde, kılıçları birbirine çarparak gürültü yapmazlar. Düelloları göz göze geldikleri anda başlar ve kılıçlar öldürmek için indiğinde savaşçılardan biri ölür. Beraberlik yoktur!

Bir göz yanılması olayına da ismini vermiş alice harikalar diyarında’nın ünlü sırıtan kedisi… Hareket eden bir nesneyi takip eden bir gözün, o sırada hareket etmeyen bir başka nesnenin görüntüsünün bütününü ya da bir parçasını beynine iletmemesinden mütevellit, bizim ünlü kedi gibi yüzün silinip, sadece sırıtan dudakların kalması olayından esinlenerek literatüre girmiş göz çatışması olayı.
Psikolojide ve haliyle Peyami Safa (bkz: şimşek), (bkz: yalnızız), (bkz: fatih harbiye), (bkz: bir tereddüdün romanı) romanlarında sık sık karşı karşıya kalınan durumlardan biridir. Aynı anda istenmeyen iki durumdan birini seçmek zorunda kalan birinin karşı karşıya kaldığı çatışma türü olarak kavramsallaşır. Örneğin; ameliyat olmanız lazım diyen doktorun hastayı bıraktığı durum böyledir.
Bir çok romandaki (bkz: Tahsin Yücel’in Kumru ile Kumru romanı) ve filmdeki (bkz: the devil wears prada filmi) karakterin özelliklerinde karşımıza çıkan, dürtüsel olarak bireyin satın alma davranışını denetleyememesi ve delice alışveriş yağması olarak tanımlanabilecek psikolojik hastalık. Bu hastalığın kadınlarda daha fazla görülme sebebi ise duygularının esiri olma eğiliminin fazla olmasından kaynaklanmaktadır.Kkadın, ayakkabı, çanta, elbise, mücevher vs lerde kendi yetersizliğini gidererek egosunu yüksek tutmak ister, Erkek ise yine aynı sebepten teknolojik ve büyük beyaz eşyalara yönelir. Ne anlıyoruz bundan; kadın kendi duygusal yönlerini ve zayıflığını kapatmaya, erkek ise bağımsızlıkla ve hareket alanını genişletici şeylerle tatmin olur.
Felix Klein’ın ünlü imkansızlık abidesi,topolojik uzay nesnesi…Gözümüz açısından yani 3d bazda yer bulamayan ama 4d ortamda süreksizliği anlatan bu şekil, aynı zamanda Escher gibi bir ressama da tıpkı “Mobius Şeridi” gibi “çiz beni” dedirttiği gibi, anonim şiirlere ve bulmacalara da ilham vermiştir.

Oldukça geniş perspektiflere etki eden iletişim psikolojisinde yer alan olgudur ve Etiketleme Teorisi’nin de çerçevesini oluşturur. ‘kendini gerçekleştiren kehanet’ adı verilen bu olgunun kökeni mitolojideki Kıbrıs prensi Pygmalion’dan gelmektedir: hikayesi ise şöyle: “Olgunun eski yunan mitolojisinde yer alan örneği hiç kuşkusuz sihire dayanıyor. kıbrıs prensi, aynı zamanda heykeltıraş Pygmalion, ideal kadını temsil eden fildişinden bir heykel yapmış ve ona Galatea adını vermiş. Galatea o kadar güzelmiş ki, kendini ona aşık olmaktan alıkoyamamış ve ona hayat vermesi için tanrıça Venüs’e yakarmış. Venüs de onun bu isteğini kabul etmiş ve sonsuza kadar bahtiyar yaşamışlar.”
Continue reading »

Etrafımızdaki her türlü olayda kullanılan, 1763′de Thomas Bayes tarafından Royal Society dergisinde ‘Essay towards solving a problem in the doctrine of chances’ (rastlantısallık doktriniyle problem çözümü) makalesiyle ortaya konan ve sonrasında Pierre Simon Laplace tarafından geliştirilen ve çağdaş yaşamın içine dahil edilen olasılık kuramı…
Raslantısal bir olayın gözleminden önce, öne sürülen varsayımlara ilişkin olasılıkların değerlendirilmesine dayanan bu istatiksel çıkarım yöntemine örnekler verirsek;
Bir zamanların ‘bekarlık perhizi ya da cinsel duyguların yokluğu’ meşrebine uygun düşen kavramdır.. Vatanı Protestan Orta Sınıf İngiltere’sidir. Teşvik edildiği dönemlerde homoseksüelliğin ve fahişeliğin arttığı görülmüştür. Erkek, yetiştirilme adetleri bakımından kadından böyle bir safiyet beklese de kadınlar, erkeklerden bunu beklemek için yetiştirilmediği için günümüzün çarpık ilişki maskeleri ortaya çıkmaktadır. Erken evlilik teşviğiyle denge sağlanması mümkündür der erenler.. Ataerkil kültürün çürümüş kalıntısıdır desek yeridir..Beynin çocuk kalmasını sağlamasıyla, toplumsal bir çekingenlik sözkonusu olabilir, olmuştur da…

Sergei eisenstein’ın sinema teorisindeki kurgu üzerine düşüncelerinin temelinde yer alır ve bize Matsuo Bashou, Yorgo Seferis ve Oruç Aruoba okutturmak için güzel bir bahane olarak dünyada iyi ki vardır dediğim ve arada şiir yazmak için tercih ettiğim şiir formu… Derler ki matematikçiler kendi aralarında şakayla karışık: eğer ki bir gün tüm haikular evrenin sonsuzluğunu anlatabilirse, evrenin genişlemesi duracaktır. Bir haiku şiirim için tıklayın.
Kökenleri Thomas Moore’un Ütopya’sından Platon’un Devlet’ine Charles Fourier’in Phalanstere’sinden Jean Jacques Rousseau’nun Emile’sine kadar aranabilecek, Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” adlı eserinde ‘üstün insan’ olarak tanımlanmış ve Darwin menşeili Darwin’in kuzeninin kavramsallaştırdığı, Hitler ve Mussolini’nin yanında Churchill ve Roosevelt’in de bu düşüne aracılık ettiği Amerikan-Alman ortak yapımıyla kıvılcımlanan ve de bioetiğin gözde uğraşma konusu olan bilim altdalı… Amerikanın hispanik ve afroamerikan kaynamasına bakarsak, pek de iyi etüd edemedikleri ve ellerinde patlamış olduğu bir gerçek.. Bir çok hasta, o dönemde hastanelerde öldürülmekle beraber, bu yapay sağaltımdan başarıyla çıkanlar nazi subaylarıyla gerdeğe girmek zorundaydılar.. Günümüzdeki bir roman olarak tezahürünü okumak isterseniz Grange’ın “Kızıl Nehirler” tavsiye edilebilir.
Doğurmuş olan kadının günlük hayatına ve işlerine döndüğü zaman kocanın onun halsizlik ve doğum sonrası hastalık belirtilerini üstüne almasıdır… Sıradışı örnek olarak; erkeğin karısının doğum sıkıntılarını paylaşması ya da hiç değilse kadına karşı sevgi göstermek zorunda olması gibi gelenekler bütün toplumlarda bulunmaktadır. Eğer bu ana ve babadan meydana gelen insanın ailesi için büyük değer ifade ediyorsa ve eğer geleneksel alışkanlıklar ve kurallar babayla çocuk arasında kapalı bir ahlaki yakınlık meydana getirmek içinse ve bu alışkanlıklar erkeğin ihtimamını çocukları üzerine çekmek amacını güdüyorsa, o zaman erkeğe doğum sancısı ve analık hastalığı taklidi yaptıran ‘couvade’ büyük değer taşır… Babalık eğilimleri için de gereken uyarıyı sağlar. Couvade ve bu çeşit başka gelenenkler “meşruluk” ilkesini, çocuğun bir babaya ihtiyacı olduğunu belirtmeye yardım eder… kısacası kültür, Kargaşalığı reddeder de denebilir bu mevzuda son söz olarak











Son Yorumlar