Haz 302018
 

Dünyanın en çok bilinen ve en çok ziyaret edilen müzelerinden British Museum’da, Eylül 2017 – Ocak 2018 tarihleri arasında Rusya’daki Hermitage Museum tarafından organize edilen “Sibirya’nın antik savaşçıları: İskitler” sergisi gerçekleşti. Ancak bu sergiye ne Türk medyası ilgi gösterdi ne de müzeyi ziyaret edenler İskit-Türk kültürü benzerliği hakkında bilgilendiler. ‘Kültür ve Tarih Açısından İSKİT-TÜRK AYNILIĞI’ kitabının yazarı Dr. Emine Sonnur Özcan ile en azından Türk okurların bu konuda daha fazla bilgilenmesi ve kültür tarihine sahip çıkması için İskitlerin Türklüğü üzerine konuştuk.

Röportaj: REHA BAŞOĞUL

Gazi Üniversitesi’nde önce resim, sonra tarih okuyan ve doktorasını Hacettepe Üniversitesi’nde erken dönem İslâm tarih yazımında gerçeklik meselesi üzerine yapan Dr. Emine Sonnur Özcan, ‘İbn-i Sina’, ‘Biruni’, ‘İslam tarih yazımında gerçeklik ve El-Mesudi’ ve ‘Farabi’ kitaplarının yazarları olması dışında, ‘Tarih ve Tarihçiler’, ‘Osmanlı Şehirleri ve Kırsal Hayatı’ ve ‘Kıymetli Taşlar ve Metaller’ kitaplarının çevirilerini yaptı. ‘Kültür Tarihi Açısından İskit-Türk Aynılığı’ kitabı ile Türkiye’de ve dünyada İskit-Türk aynılığının bir araya getirilmesindeki eksiliği kapatan önemli bir kitaba imza attı. Dr. Özcan, kitabında erken Mezopotamya döneminden başlayarak , eski Fars, Yunan, Roma ve Arap kaynaklarını tarayarak İskit-Türk aynılığı üzerine oldukça önemli ve net bilgileri artarda ortaya koyuyor. Da Vinci ve Newton gibi şaşırtıcı isimlerin yazınları dışında Yecüc-Mecüc gibi dinsel öğelerin arkasındaki İskitlerin izlerini sürüyor. İskitlerle Türklerin ortak kültür özelliklerini kapsamlı bir çalışmayla anlatan Dr. Özcan ile Türkiye’de pek sahip çıkılmadığını gözlemlediğimiz İskit-Türk aynılığının detaylarını konuştuk.

Araştırmanız “Türkler ve İskitlerin aynı topluluğa mensup halklar olduğu” yönünde. Ters açıdan sorarsak, İskitlerin Türk olmadığını söyleyen araştırmalar var mı?

Öncelikle çalışmamı fark ettiğiniz için teşekkür etmek isterim. Doğrudur, kitabımın temel iddiası kültür tarihi açısından bakıldığında İskitlerin ve Türklerin aynı yaşam tarzı unsurlarını (konar-göçerlik, at, ok, kement, savaşçılık, çadır, keçe, kımız, et ve darıya dayalı beslenme, kadınların güçlü konumu, özgürlük fikri vs.) taşıdıkları yönünde. Sorunuza gelince, 20. Yüzyıldan itibaren İskitlerin Türk olmadığına dair çokça çalışma yayımlanmıştır. Hatta aksini (yani Türk-İskit aynılığını) iddia eden çalışmalar anılan eşikten sonra çok daha azdır.

Ancak bu noktada üç şerh düşmem gerekir: Bunlardan ilki, İskit tarih ve arkeolojisine ilişkin yayınların tamamına yakının batılılar tarafından yapılmış, yapılmakta olduğudur.

İkinci şerhim, bu çalışmaların çoğunun son derece güdümlü olmasıdır. Şöyle izah edebiliriz; önce Ruslar kendilerine uzun bir geçmiş inşa etme adına İskitlerin halefleri olan Sarmatları Slavların ataları olarak belirleyecek tarih tezleri geliştirdi. 18. Yüzyılda bu anlamda ortaya çıkan sözde araştırmaları 19. Yüzyılda Almanların, İskitleri kendileri gibi Hint-Avrupalı orijinli olan İranlılara nispet eden diğer sözde araştırmaları ve yayınları izledi. Buradaki amaç da Ruslar ile aynı idi: Kendilerine köklü bir geçmiş inşa etmek ve hakimiyet alanlarını genişletmede meşruiyet yaratmaktı. Ne yazık ki günümüzde pek çok bilimsel makale ve yayında İskit tanımlaması hâlâ İranî köken üzerinden yapılmaktadır. Oysa, eski İran, Yunan, Roma, Çin, Arap ve Avrupa Ortaçağlarında yazılmış kaynaklarda yer alan bilgilere bakıldığında İskitlerin İranlılar ile ilişkilendirildiğine dair her hangi bir kayda rastlayamazsınız. Kaldı ki Avrupa merkezli araştırmaların çoğu neredeyse 20. Yüzyılın yarısına değin İskitler ile Türklerin aynı halklar olduğunu kaydetmiştir. Kitabımda eski İran, Yunan, Çin, Ermeni, Arap vd. Kaynaklar üzerinden bunu ispat etmeye çalıştım. Esasen, doğal olan, hakikati temsil eden de budur çünkü yaşam tarzı ve dil aidiyeti açısından bakıldığında İskit kültürünün tipik unsurları tarih boyunca ve hatta günümüzde Türk halkları tarafından temsil edilmektedir.

Üçüncü şerhim ise son on yıllarda İskit kurganlarından çıkartılan mumyalar üzerinde yapılan genetik araştırmaların İskitlerin günümüzde dünya üzerinde yaşayan Türk halkları ile aynı DNA’ları paylaştığını kanıtlamakta olduğudur ki bu, doğru bilgileri destekleyen kanıtlar adına sevindirici bir gelişmedir. Bununla beraber Tabii ki bu mevzu bir uzmanlık alanıdır ve ülkemiz bilim çevrelerince (bu açıdan) ilgi gördüğü söylenemez. Bu anlamda tamamen yabancı araştırmacıların ilgi alanlarına ve bilim etiği anlayışlarına teslim durumdayız. Yine de İskit-Türk ilişkisi açısından hoş gelişmeler olmuyor değil! Örneğin, Nature dergisinde Mart 2017’de yayımlanan bilimsel bir makalede İskit kurganlarında gömülü insanlardan alınan DNA örneklerinin Orta Asya’da Türk dili konuşan halklarla örtüştüğü dolayısıyla bu halkların İskitlerin günümüzdeki halefleri olduğu ortaya koyuldu. Ya da yakınlarda izlediğim, 2015 tarihli dünya halklarının genetik kökenlerine dair National Geographic belgeseli…. Orta Asya’ya giden bilim adamı, evlerine misafir olduğu Kırgız ailenin babasına, hemen hemen mutasyona uğramamış Asyalı genlerinden yola çıkarak o topraklardaki geçmişinin yaklaşık 2000 nesile ve 40 bin yıla dayandığını söylüyordu. Belgesele göre, ilk insanlar Afrika’yı takiben Asya’ya gelmiş oradan Avrupa’ya ve Amerika’ya yayılmış, dolayısıyla dünyanın en eski halkları Afrika’dan Asya’ya giden Asyalılardır. Batının “ortodoks” bilim çevreleri için son derece devrimci olan bu ifadeler son tahlilde genetik biliminin katkısıyla dillendirildi. Ve elbette bize göre mâlumun ilânı olsa da Türk-İskit tarihi açısından heyecan verici.

Çin Türkistanı’ndaki Yanghai kurganlarında bulunan dünyanın bilinen ilk pantalonu http://www.archaeform.de

Yine de bendeniz genetik araştırmaları Türk-İskit aynılığı açısından temel değil yan, destekleyici bir unsur olarak görmekteyim; zira aslolan yani topluluklara özgün damgayı vuran yaşam ya da geçim tarzıdır, bana göre. Başka bir ifadeyle, Çin Türkistanı, Sincan-Uygur özerk bölgesindeki Yanghai kurganlarındaki mumyaların örneğin, DNA’ları ne olursa olsun, oradaki kurganların kendisi, içerisindeki mumyalar, mumyaların üzerlerindeki dokuma pantolonlar (dünyanın bilinen ilk pantolonlarıdır), pantolonların üzerindeki desenler, oklar, yaylar, baltalar, keçe yaygılar, darı-kenevir tohumları vs. vs. Türk-İskit aynılığının açık kanıtlarıdır zaten…

Dr. Emine Sonnur Özcan

İskitlere dair en eski bulgu ne zaman öteye gidiyor? Hangi isimlerle anılıyorlardı ve coğrafi olarak nerede bulunuyorlardı?

Arkeolojik bulguların tarihinin, geçtiğimiz aylarda dış basına yansıdığı üzere Alaska’daki Na-Dene (Yenisey dillerinin Apaçiler gibi Amerikan yerlileri arasında konuşulan kolu, Denesey) Kızılderililerinin toprakları üzerinde bulunan Yukarı Güneş Nehri Sitesi’nde (Upward Sun River Site) 2013 yılında bulunan 11,500 yıllık kurgan ve buradan elde edilen kalıntıların DNA sonuçlarıyla bilinen en eski zamanlara ulaştığını düşünüyorum. Buradaki yuvarlak planlı bir kurganda taştan ve ren geyiği boynuzundan yapılmış mızraklarla çevrelenmiş hâlde gömülü iki kız bebek iskeleti bulundu. İskeletlerden alınan örneklerden, mitokondriyal DNA’ların (C ve B grupları) en fazla Yukagirler, Evensler, Tofalar, Yakutlar gibi Sibiryalı konar-göçer Türk orijinli halklar ile örtüştüğü tespit edildi. 2010 yılında, anılan kurganın hemen yanında kremasyon yapılmış bir başka bebek mezarının bulunmuş olması da Yukarı Güneş Nehri Sitesi’nin bir ön-Türk/İskit yerleşimi (kurganlar geçici yerleşim olduğu düşünülen yer altına kazılı çukur-evlerin içinde yer almakta) olduğu fikrini güçlendiriyor. Daha önceki yıllarda Sibirya’da Baykal Gölü yakınında bulunan 25 bin yıllık bir erkek çocuğun DNA’sının Amerikan yerlileriyle örtüştüğü de kanıtlanmıştı.

Alaska, Yukarı Güneş Nehri Sitesi’nde bulunan 11,500 yıllık kurganın planı, kurgandaki buluntular ve sitenin temsili görünümü (allta) www.anthropology.ku.edu ve http://www.ancient-origins.net

Yukarıdaki yeni keşif dışında Sibirya’daki özerk Türk cumhuriyeti Tuva’daki Arzhan kurganları (MÖ 900) hâlen bilinen en eski Türk-İskit kurganları.

Yazılı kaynaklara gelince, bu noktada öncelikle doğuda ve batıdaki yazılı kaynaklarda farklı terminolojilerin kullanıldığının altını çizmem gerekir. Batıda Eski Yunan ve Roma orijinli “İskit, “Tauri”, “Turcae”, “Turcaeque” terimleri kullanılırken doğuda Türkler ve İskitler tarih boyunca farklı adlar altında anılmışlar. Türklerin (“Tûc”, “Tûr”) ve coğrafyalarının (“Tûirî= Tûranlı) doğudaki bilinen en eski adlandırılması İranların kutsal metni Avesta’da geçiyor. Aristo’ya göre Avesta MÖ 5000’lerden eskidir. Ayrıca, Abbasî döneminde yazılmış olan Farslıların bilinen en eski coğrafya kitabı Şehristâni-i İranşehr, Avesta’ya dayandırarak, Türklerin atası olarak kabul edilen Afrasiyâb’ın İran coğrafyasında kurduğu iki eski kentten; güneyde Sistân’ın (Susa, Sakaistan, Sicistan) merkezi Zarang’dan ve kuzeyde Azarbeycan’daki Ganzak’tan (Urmiye gölü’nün güneydoğusunda) söz ediyor. Bununla beraber çiviyazılı tabletlere yansıdığı üzere, eski Mezopotomya halkları arasındaki Martular, Turukkular, Terkalılar, Subarlılar, Elamlıların konar-göçerlik, güçlü savaşçılık, ete dayalı beslenme gibi Türklerle/İskitlerle kayda değer ortak yaşam tarzı unsurlarına sahip oldukları da bir vakıa.

Mücevher kutusu olduğu düşünülen Eski Yunan dönemi (MÖ 460-450) seramiği üzerindeki Kement atan amazon resmi. Missisipi Müzesi, ABD

Batıda ise Türk-İskitler’in Eski Yunan kaynaklarına bilinen ilk yansıması, Amasyalı tarihçi Strabon’un da dolaylı olarak bildirdiği üzere Homeros’un çağdaşı olduğu sayılan Hesiod’un şiirleri aracılığıyladır. Bununla beraber Homeros’un İlyada destanında İskitlerin adı doğrudan değil, Hippemolgi (= Kısrak Sütü İçenler), galactophagi (= süte dayalı beslenenler) ve Abii (= İnsanların En Dürüstleri) tanımlamalarıyla zikredilir. Homeros, Türk-İskit kadınları olduğunu düşündüğümüz Amazonlar’dan isimleriyle bahsetmiştir. Ayrıca, Avesta’daki Tûirî (Tûranlı) tanımlamasını hatırlatan İlyada’daki Taurilerin (= Kafkas Torosluları) Türk-İskitlerle aynı halklar olduğu anlaşılıyor.

Diğer yandan, eski Yunan tarihçilerini (Örneğin Herodot’u) alanlarında otorite olarak kabul etmeyen ünlü Yahudi tarihçi Flavius Josephus (MÖ yk.37-MS 100) ise kendilerine göre tarihçiliği en doğru yapan Keldaniler ve Mısırlılar dayanarak Yunanlıların “İskit” adını verdiği halkın esasen Magog halkı olduğunu söyler. Josephus Magog halkını Tufan’dan kurtulan tek halk olarak Tufan sonrası dünyasının en eski halkı ilan ediyor.

Avrasya’dan Çin’e konar-göçer kültür coğrafyası Kaynak: Michele Angel (çizim), Adrienne Mayor, “Who Invented Trousers?”, Natural History, 122(8):28-33.

Sumer tabletlerine dayanarak, kullandıkları eklemeli dil üzerinden bunun İskitçe olduğunu söyleyen araştırmalara dikkat çekiyorsunuz. Bu referanslardan ve öneminden bahsedebilir misiniz?

Sümer dili ile Türkçe arasındaki paralellik az-çok bilinen bir mevzu olsa da sanırım asıl önemli olan ve daha az bilinen kısmı; bu anlamda araştırma ve yayınların yapıldığı 19. yüzyılda bilim insanları arasında yaşanan hararetli tartışmalardır. Tartışmaların odağında Sümerlilerin (ki bu tanımlama bile bize göre tartışmalı ve Semitik merkezlidir. İngiliz Asurolojist George Smith, Sümer adının bölgenin ilk yerleşimcileri ve çivi yazısının mûcitleri olarak görünen Tûranîlerin dilinde Kame ya da Ke-en-gi, Semitik Akad dilinde ise Su-mi-ri şeklinde yazılmış olduğunu kaydeder.) Tûranî halklar olmasının bir türlü sindirilememesi, bir tür Semitik ve Batılı kompleks vardır. Kitapta bu tartışmaları özetledim.

İskitlerin Türk olduğunu ortaya koymak adına kitabınızda Eski Fars, Yunan, Çin, Asur Roma gibi hatta Isac Newton, Leonardo Da Vinci gibi zengin bir referans kaynağı var. Bunca kaynak arasında araştırmanızda sizi en çok etkileyen İskit-Türk aynılığını ortaya koyan kanıtlar hangisi oldu?

Doğrusu tümü çok çarpıcı desem yeri… Bununla beraber, eski Sümer tabletlerinde ve eski Yunan şiirlerindeki Türk-İskit ortak yaşam tarzı unsurları ile aynı bağlamda Isac Newton’un üzerinde kırk yıl çalıştığı söylenen Eski Krallıkların Gözden Geçirilmiş Tarihi’ndeki ifadeleri beni hayli etkiledi…

Amazonlar arasında resmedilen Amazon kraliçesi Hippolyte ve Herakles

İskitler Yunan mitolojisini nasıl etkiledi? Bu konuda hangi kaynaklar bize yol gösteriyor?

Esasen bizatihi bu konu için oturup uzun uzun çalışmak lazım. Yazılı kaynaklar, arkeolojik kaynaklar vs. Bendeniz kitabımı çok sıkı bir mesaiyle 1,5 sene gibi bir sürede yazdım. Başlığım çok geniş bir alanı ilgilendirdiği için İskit-Yunan mitolojisi ilişkisini ancak ana hatlarıyla aktarabildim. İskit sanatına değinemedim. Sözünü ettiğiniz konuda bize yol gösteren temel kaynaklar İlyada gibi eski Yunan destanları ve eski Yunan şiirleri ile eski Yunan arkeolojik buluntularındaki resimlemeler, yani eski Yunan sanatıdır. Örneğin kitabımda yer verdiğim Atatlanta meselesi bu durumun somutlaşmış hâlidir. Eski Yunanlılar kendi içlerinden çıkan sıra dışı savaşçı kadın kahraman Atatlanta’yı bir Yunan kadını değil bir Amazon/İskit kadını formunda tasvir ettiler. Bu tespit eski Yunan seramikleri üzerindeki pek çok Amazon savaş sahnesini andıran Atalanta tasvirleri aracılığıyla yapılıyor. Eski Yunanlıların efsanevî Atalanta’yı bir Amazon kadını şeklinde tasvir ederek ötekileştirmelerindeki sebep onların kendi kadınlarına ilişkin baskıcı ve aşağılayıcı kurulu düzenin bozulmasını istememeleridir.

İskitlerin savaş taktikleri konusuna öne çıkan taktikler, hileler nelerdi? Bu alanda Türklerle ortak savaş kültürleri nelerdi?

Öncelikle şunu aktarmam gerekiyor: Eski Yunan kaynaklarında İskitlerin mâhir savaşçılıkları kadar yılmaz barış yanlıları oldukları da vurgulanıyor. Romalı tarihçi Quintus Curtius, İskitlerin saldırgan bir halk olmadığının altını çizerek Büyük İskender Semerkand’da iken kampına gelen İskit elçilik heyetinden söz ederken şu ifadeleri kullanır: “Tahrik edilmedikleri sürece asla savaşa başvurmayan bir halktır.” Bu tespiti desteklemek üzere, başta Homeros’un İlyada’sı olmak üzere Herodot ve Strabon gibi tarihçilerde de çok enteresan kayıtlar bulunuyor. Örneğin, Kelt asıllı Roma tarihçisi Pompeyli Trogus’un yazdığı tarihi aktaran bir diğer Romalı tarihçi Justinus’a göre rahatsız edilmedikleri sürece savaşmaktan yana olmayan İskitler, savaşa girdiklerinde ise zaferden başka tek şey istemezler.

MÖ 450’lere tarihlendirilen seramik üzerinde, Grek savaşçıyı mızraklayan bir Amazon tamgalı bir at üzerinde resmedilmiş. Atın tamgası yerdeki (sağ alt köşe) Grek savaşçının kalkanına da yansımış. Metropolitan Müzesi, ABD. Kaynak: Adrienne Mayor, The Amazons: Lives and Legends of Warrior Women across the Ancient World, s. 181.

Tıpkı Hunlar ve Göktürkler gibi at binen ve ok atan savaşçılar olan İskitlerin Türk soylu diğer halklarla ortak savaş taktiklerine gelince, en önemlisi Ortaçağlardan itibaren Türklerle anılan kısaca, geri çekilip aniden saldırma şeklinde tanımlayabileceğimiz Tûran taktiğidir. At üstünde giderken geriye ve her yöne isabetli ok atabilme ve kement atma da ortak savaş teknikleridir, diyebiliriz. Günümüz Türk topluluklarında hâlen devam eden kement atma tekniği eski Yunan vazolarına resmedilen Amazon kadınlarında da görünmekte. İskit-Türklerin geri çekilme taktiği üzerine günümüze ulaşan en eski bilgi Herodot’un Tarihinde yer almış görünüyor. Bir başka eski Yunan yazarı Xenephon ise Anabasis’te Asyalı süvarilerin önlerinden (sözde) kaçarken dahi arkalarına dönüp, takip edenlerini ok yağmuruna tutarak yaralayabildiklerinin altını çizmekte. Erken İslâm dönemi tarihçilerinde de Türklere ilişkin olarak yukarıdaki verilerle örtüşen pek çok kayıt bulunuyor. Bunlara da kitapta yer verdik.

Kadının rolü günümüz siyasi tartışmalarda siyasi kökenler öne sürülerek itibarsızlaştırılmaya çalışıyor ve kadın-erkek eşitliğini baltalayan açıklamalar oldukça rahatsız ediyor. Diğer yandan ise Amazon kadınlarının soyluluğu tarih kitaplarında yer alıyor. İskitlerde kadının rolü nasıldı?

Kitabımızda mitolojik, arkeolojik ve yazılı kaynaklara dayanarak ortaya koymaya çalıştığımız üzere, Türk-İskitlerde kadının eşit ve yüksek konumu eski Yunan, Roma ve diğer eski halklardan tarihçilerin, edebiyatçıların ve sanatçıların eserlerine kimi zaman hayranlık, kimi zaman şaşkınlık ve korku kimi zaman ise ötekileştirme şeklinde yansımış. Örneğin yukarıda da bahsettiğimiz Kelt tarihçi Trogus, İskitlerin kökenine değindiği satırlarda, kadınlarının kurduğu Amazon krallığının cesaretleri açısından erkeklerinin kurduğu Part ve Baktria krallıklarından daha meşhur olduğunu, dolayısıyla İskitlerin kadınlarının mı yoksa erkeklerinin mi daha mükemmel olduğuna karar vermenin zor olduğunu söyler.

Amazonlar kitabının yazarı Adrianne Mayor’ın harika tespitiyle, esasen İskit-Amazonlar’daki kadın-erkek eşitliğinin en temel sebebi ata ve okçuluğa dayalı yaşam tarzlarından kaynaklanıyordu. Yaşamak için erkekler gibi kadınların da ata binmesi ve ok atması gerekiyordu. Bu nedenle daha çocukken bunları öğreniyorlar ve aralarından çok usta atlı savaşçılar çıkıyordu. Dolayısıyla son yıllarda yapılan DNA analizleri gösterdi ki bugüne kadar Tuna’dan Kazakistan ve Moğolistan’a uzanan geniş coğrafyada bulunan 1000’in üzerindeki kurganın yaklaşık üçte biri yaşları 10 ile 45 arasında değişen İskit kadın savaşçılara ait. Mayor, arkeolojik, genetik, tarihsel ve edebiyata ilişkin kanıtlardan yola çıkarak Amazonlar’ın Avrasya’nın hakikî savaşçı İskit kadınlarını örnek aldıklarını ifade etmekte.

Arap seyyah ve tarihçilerinin Türk kadınlarının siyasi ve sosyal konumu karşısında aktardıkları izlenimler büyük ölçüde eski Yunan ve Roma yazarlarının kayıtlarını hatırlatıyor. Bu bağlamda kitabımızdaki örnekler incelenebilir.

İskitlerin konargöçer olarak araba-evli yaşamında Orta Asya topluluklarından çok daha önce bir nevi karavan olarak arabayı kullandığını, kadın reislerin de bu arabaları yaptığını belirtiyorsunuz. Bir yandan da İskit sanatının meşhur cazibesini kitaplardan görüyoruz. İskitleri bunca medeniyet göstergesi varken yerleşik kültürden uzak tutan neydi?
Galiba doğanın kucağında edinilen kanaatkârlık ve özgürlük hissi… Esasen buna ilişkin kaynaklarda pek çok veriye rastladım. Eski Yunan ve Roma yazarlarına göre İskitler hiç bir şeye imrenmezdi. Örneğin Strabon, onların Homeros tarafından en dürüst ve en soylu insanlar olarak tanımlanmasına şaşmamak gerektiğini söyler; çünkü İskitler’in kısıtlı bir mal takası dışında alışveriş ve lüks hayat talepleri yoktur. Tam da bu sebeple non derece özgürdürler. Trogus da diğer halkların yücelttiği ölçüde İskitler’in altın ve gümüşü aşağıladığına dikkat çeker. Cicero eski Yunan’da bir süre yaşamış bilge İskit Anacharsis’ten övgüyle söz ederken onunla Romalı filozofları karşılaştırır ve onun “bana hiç birşey istemeyen bir adammışım gibi yaklaş” dediğini hatırlatır.

Yine kaynaklardan anlıyoruz ki Türk-İskitlerin sahipliğe dayalı olan yerleşiklikten uzak duran ve hatta nefret eden yaşam tarzları onlara sarsılmaz bir özgüven ve toplumsal erdem hediye etmiş. Bu bağlamda eski Yunan şiirlerine yansıyan mısralar ve “soylu vahşi” gibi farklı göstergelere kitabımızda yer verdik.

Dr. E. Sonnur Özcan: Biruni’nin Feridun Taksimi izahına göre eski dünyanın kısımları (Şablon harita: Michigan State University, Map Library)

Kitabınızda ilginç ve çok yararlı bulduğum bölümlerden biri de eski halkların coğrafi haritalarında Yedi İklim Taksimi, Feridun Taksimi, Nuh Peygamber Taksimi, Hermes Taksimi ve Hintlilerin Taksimi gibi harita taksimleri üzerinden de İskit-Türk aynılığının izini sürüyorsunuz. Bu haritalar bize ne söylüyor?
Ünlü bilgin el-Bîrunî’nin et-Tefhîm isimli eserindeki yerleşik dünyanın bahsinde verdiği bilgiler bize değişik halklardan eski bilim insanlarının dünyayı üzerindeki milletlere göre nasıl ayırdıklarını anlatıyor. Ben bu ayrım tarzlarından günümüz dünya haritası üzerinde gösterilebilecek üçünü yaklaşık olarak görselleştirdim. Kalan ikisi ise doğrudan el-Bîrunî’nin çizimleri. Tahmin edilebileceği üzere el-Bîrunî, kendisinden önceki çağların (doğu ve batı) bilimsel külliyatına hâkimdi. Dolayısıyla o, kendisine ulaşan tüm bilgileri harmanlayarak o taksimatları kaleme almış. Haritaların eski insanların dünyanın siyasî coğrafyası algısına ışık tutmak ve Türklerin nerelerde görüldüğüne işaret etmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bu haritalar ya da taksimatlar, kitapta daha sonra verilecek olan Yunan, Roma ve Arap coğrafyacıların taksimatları ve Türk-İskit coğrafyasına ilişkin bilgileriyle birlikte değerlendirilebilir.

Kitabınızda Yunanlıların Troya savaşında İskitlerle ittifak yapmak istediklerini belirtiyorsunuz. Bildiğiniz gibi 2018 Troya yılı ilan edildi ve bazı araştırmacılar Truvalıların Türk olduğunu belirtiyor. Yunan kaynaklarını incelemiş birisi olarak Truvalılar Türk müydü?
İncelediğim kaynaklarda bu yönde her hangi bir bilgiye rastlamadım. Bununla birlikte Homeros İlyada’da, Amazonlar’ın Troya savaşında Troyalılara yardıma geldiklerini ve onların yanında savaştıklarını söylüyor. Bu bilgi nasıl bir ilişkiye işaret eder, bilemiyorum. Derinlikli araştırmalar istediği tartışılmaz.


Cumhuriyet döneminde Türk Harf Devrimi’nin latinceye dayandırılması eleştiri konusu iken Etrüsk- Latin alfabesi ilişkisi nedeniyle özümüze döndük görüşü de öne çıkıyor. İskitlerin Etrüsklerle bağlantısı nedir?
Etrüsk alfabesinin ve Etrüsk arkeolojisinin Türk-İskitlerle önemli ilişkileri olduğu merhum Adile Ayda gibi araştırmacılar tarafından ele alındığını biliyorum. Ancak doğrusunu isterseniz ben incelemiş olduğum Yunan ve Roma kaynaklarında bu yönde bir bağlantının izini sürmedim. Başlı başına bir araştırma mesaisi gerektiriyor.

Coğrafya üzerinden gidersek, Türklerin 1071’de Anadolu’ya ilk kez geldiğine dair yaygın bir görüş var ve bu siyasetin de malzemesi haline gelmiş durumda. Siz bu konuda araştırmalarınız sonucu nereye vardınız?
Türkler’in Anadolu’ya ilk kez gelmelerinin 1071 yılında olmadığı kesin. Kesin diyorum, zira daha önce bu konu üzerinde çalıştım ve bir de bilimsel makale yayımladım. Makalemde yer aldığı üzere, Ermeni kroniklerine dayanarak bu tarihin en az 50 sene geri çekilmesi gerekiyor. Peki bu mutlak bir sonuç mudur? Bence hayır. Esasen ben şöyle düşünüyorum: Türk-İskitler, atlı-savaşçı ve konar-göçer halklar olduğu için önceki asırlarda hatta binyıllarda muhakkak Anadolu’ya ayak basmış olmalılar. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Silivri’de ve birkaç ay önce İstanbul’da bulunan kurganlar bunu kanıtlıyor. Amazonlar’ın Troya’ya yardıma gelmeleri ve Efes’teki Artemis tapınağını inşa etmelerine dair eski tarihlere yansıyan bilgiler de bu bahisten olmalı.

Kitabınızda araştırmalarınızı sıralarken “varoluşsal çatışma tezinizi” vurguluyorsunuz? Bu tez ne anlama geliyor ve İskit-Türk aynılığı ile ilgisi nedir?
Sözünü ettiğim tez, varlığın, yaşamın üzerinde temellendiği çatışmayı odağına alıyor ve bunu bir biricik ön kabul olarak sunuyor. Sosyal anlamda bu, yaşam tarzı çatışması şeklinde ortaya çıkıyor ve sosyal varlığı ve kimliği biçimlendiriyor. Dolayısıyla olmazsa olmaz bir insanlık hâli, kaostan doğan düzen.
Bendenize göre bilinen en eski sosyal çatışma, yerleşiklerle konar-göçerler arasında ortaya çıkmış. Bunun izlerini Gılgamış destanında görüyoruz. Gılgamış yerleşik, Endiku dağlıdır ve karşıt yaşam tarzlarını temsil ederler ve birbirlerini ötekileştirirken, aslında ayna tutarak var ederler. Tarih boyunca karşıtlık sıfatları topluluklara ve aidiyetlerin türüne göre değişmiştir. Bununla beraber, dünya üzerinde hiç bir topluluğun, milletin bir başkasına göre mutlak bir üstünlüğünün olmadığı, var olan üstünlük iddialarının göreceli olduğunu düşünüyorum. Ve diyorum ki eğer bir nesnel üstünlük ölçütü varsa, ancak yaşamın devamlılığını sağlayan doğaya duyulan saygı ve sevgiyi içselleştirmek olabilir. İşte bu anlamda Türk-İskit yaşam tarzını çok kıymetli buluyorum.

Kamuoyunda Beşiktaş’ta metro kazılarında bulunan kurganlar sonrası bu kurganların Türk kurganı olup olmadığına, Türklerde ölü yakma geleneği var mı yok mu tartışmasına ve ilk Türk ismine çok sonraları/çok daha erken rastlandığına dair açıklamalar okuduk. Bu konuları araştıran biri olarak sizin görüşünüz nedir?
Değindiğimiz üzere, Beşiktaş’taki kurganların Türk-İskit kurganları olması özellikle yaşam tarzı açısından bakıldığında şaşılmayacak bir durum. Orta Asya’daki Türk kurganlarında kremasyon örnekleri bulunmuştur. Yine başlangıçta değindiğimiz üzere Alaska’daki bir kurganda da kremasyona rastlandı.

Bilim kirli politik siyasetlerden arındırılarak ele alınması gereken bir konu ancak diğer yandan bilimin bu siyasetlere alet edildiğini de görüyoruz. Medeniyetin ilk kurucusu olarak kitaplarda yer alan Sumerlilerin Türk kökenlere sahip olması sizce tarihi nasıl değiştirir?
Dünya tarih yazımı ve bilimi açısından çok şeyi değiştirebilir. Ancak 19. ve 20. yüzyıllarda yapılan tartışmalardan biliyoruz ki Batıda bu anlamda çok şiddetli bir Türk karşıtlığı mevcut.Dolayısıyla sağlam ve kapsamlı bir çalışma zemini inşa etmek gerekiyor. Bilimsel ayağı destekleyecek uluslararası PR çalışmaları gibi…

Türkiye’nin ve Türk dünyasının İskitlere sahip çıkmasını ve ülkemizde İskitlere ilişkin müzeler ve sergiler açılmasını beklerken 2018 Ocak ayında British Museum’da İskitlere ilişkin dev bir sergi açıldı ve bu sergide Türk kökenlere dair işaretler anlatılmadığını görüyoruz. Türkiye olarak niye bu konuda adım atmıyoruz? Sizce dünyaya Türk-İskit aynılığını anlatmak için hangi adımlar atılmalı ve eksiklerimiz neler?

Doğrusu, o serginin -ki Rusya’daki Hermitage müzesinden ödünç alınan buluntularla düzenlendi- Türkiye’ye de davet edilmesi konusunda gerekenin yapılmasını çok isterdim. Ancak Türk tarihi bağlamında İskit tarihi araştırmaları, ne yazık ki milli kültür politikaları anlamında herhangi bir öncelik taşımıyor. Oysa günümüz bilim ve teknolojisinin de yardımıyla akademisyenlerimiz, araştırmacılarımız kolaylıkla yol alabilirler. Sadece pazılın parçalarının yerine yerleştirilmesi gerekiyor.

İskitlerle Türklerin aynı topluluğa ait olduğuna ilişkin araştırmalarını derinleştirmek isteyen gençlere neler tavsiye edersiniz? Nereden başlamalılar ve hangi hataları yapmamalılar?
İnternet çağında olmamız genç araştırmacılar için büyük nimet. Sümer tabletlerinden, eski Yunan ve Roma kaynaklarına İngilizceleri üzerinden erişebilirler. Tabii ki antik dillerin kendilerini bilmek harika olur. Zamanlarının bir kısmını Yunanca ve Latince öğrenmeye ayırabilirler. İnternet üzerinde bunlara ilişkin siteler de mevcut. Orta Asya Türk destanları, eski Anadolu destanları, eski tarihler okunmalı. Bunların arasındaki Türk-İskit aynılığına ilişkin izler seçilebilecektir. Tabii ki kurganlardaki organik buluntulara ilişkin genetik araştırmaların sonuçları da yayımlanan bilimsel makaleler incelenerek takip edilmeli. Makaleden yararlanarak yapılan popüler bilim yazılarının ardından muhakkak bütününe bakmak gerekiyor çünkü satır aralarında çok önemli ayrıntılar gizli olabiliyor. Ve müzeler… artık dünyanın dört bir tarafındaki müzeler internet üzerinden büyük oranda gezilebiliyor. Müzelerdeki Türk-İskit koleksiyonları incelenebilir. Buralardaki somut nesneler ufuk açıcı olabilir.
Yine internetteki video kanallarında akademik temelli Türk tarihi ve İskit tarihine ilişkin belgeselleri izleyebilirler. Son olarak, okuyacakları modern kitapların bilimsel araştırmalara ve referanslara dayanıyor olmasına da dikkat etmelerini öneriyorum.

 

Sozcu.com.tr’de yayımlanan röportajımın orjinali https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/iskit-turk-ayniligi-kitabinin-yazari-dr-emine-sonnur-ozcan-besiktastaki-kurganlarin-turk-iskit-kurganlari-olmasina-sasirmamak-lazim/

If you enjoyed this post, please consider leaving a comment or subscribing to the RSS feed to have future articles delivered to your feed reader.

 Leave a Reply

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

(required)

(required)

Kapat