Mar 302009
 

graphiti

Bilginler sanat tarihi boyunca bir çok halihazırda olan analizin temel yaklaşım biçimlerine  kendi teorilerini oluşturmak için başvurmuşlardır.  Bu yaklaşım biçimleri David Lodge’un “Small Word” kitabında 13 farklı şekilde listelenmiştir. Alegorik, Arketip, Biyografik, Dini,Varoluşçuluk, Freudyen, Tarihi, Jungian, Marksist,Mitolojik, Fenomenel, Retorik ve Yapısal.

 Görsel İletişimde uygulanan etik teorisi ise bu makalenin konusudur. Fakat gerçekte bir çok analitik perspektiften sadece bir tanesidir. Bir ortamdaki görsel mesajın üretimi, sunumu ve tüketimi  doğruluğu görülebilir bir şekilde  tarihi, kültürel ve eleştirel perspektife ait bir dilimin içinde kendini bulabilir.

 Teorinin inşasının gerektirdiklerine bakarsak her bir evre birbirinden gelişir. Bundan başka görsel imajlar  üç ana unsura sahiptir: Eğitimsel, ortamsal ve algısal. Tüm bunlar görsel imajın yaratıcısı tarafından tasarlanan bir amaca ve imajı tüketen kişinin boşluğuna sahiptir. Örneğin gazetecelik ve reklamda kullanılan görsellere bakarsak; bunlar süreklilik arz eden bir boyutta zıt kutuplarda dolaşan iki çeşit görsel biçimidir . Her ne kadar “tartışmalı gazetecilik” denen bir kavram olsa da gazetecilikte kullanılan görseller sıklıkla eğitimsel unsurun bir parçası olarak tatmin edicidir. Buna rağmen bu tarz görsellerin aynı zamanda algısal ve çevresel bileşenleri de bulunmaktadır. Aynı şekilde reklam içeriklerinde kullanılan görsellerin algılara hitap ettiği gerçeği yanında eğitimsel ve çevresel özellikler içerdiği halen tartışmaya açıktır. Tüm bu üç unsurun birleşimine baktığımızda ise etiksel teorinin kitlesel medyanın içeriğini kapsayan tüm görsel mesajların bizlere ulaşması açısından bir temel oluşturur.

Continue reading »

Mar 282009
 

bilincalti21.yy’ın ilk yıllarını yaşayan insanoğlu, tarih boyunca kendi yarattıkları ile kendi yaşamını zorlaştırmıştır. Silahlar, atom bombası, televizyon gibi teknolojiye bağlı yaratımlar dışında, milliyetçilik gibi bazı kavramlar da bu yaşamı zorlaştıranlar arasındadır. “İnsan” içinde olduğu savaş, iş yaşamı, sanat ve bunun gibi bir çok ortamda, bu yarattıklarına çeşitli sebeplerle bağlı kalmayı sürdürmüş, ancak yok etmek isteğini, isyanlarını yansıttığı ya da yeniden türettiği çeşitli konuların başında ya da sonunda hep karşısına çıkan ve onun tarafından yargılanacağını bildiği kavram ‘etik’ olmuştur. Hiç bir zaman kendisini neslini, haysiyetini, hayatını ve zamanını düşünmekten alıkoyamayan insan ırkı, kendi iç dünyasına çekilince bireysel etiğinin ona ne gibi kısıtlamalar getirdiğini, ne gibi kolaylıklar sağladığını düşünmekten kaçamaz. Kurumsal düzeyde ise, akademik ortamlarda yoğun bir şekilde tartışılan ve zaman zaman küçümsenen etik kavramı hakkında araştırmalar yapılmakta, kurumsal etik kodlarının kamuoyuna açıklanması gereği hissedilmektedir.
Ancak bu kurumsal çabalar, doğa, zaman, bilim, teknoloji, sanat alanında örneğin finansal kaynakların yöneticilerini samimiyetsiz bulmamızı, toplumsal geleceğe dair umutsuzluk duymamızı engellememektedir.

Bu umutsuzluğun sebebi ticaret ve etik arasında varolan gerilim midir? Kısaca, ticarette etiğin söz konusu olamayacağı varsayımı mıdır? Tüm bunları derinlemesine düşündüğümüzde, belki de modern çağda sıklıkla karşılaştığımız etik kavramının en büyük sorununun, düşünce çağının başlangıcının da sorunu olması da ilgi çekicidir. Zira etik kesinleşmiş bir tanıma sahip değildir. Etik kavramının kendisi tam da bir çıkar mücadelesi alanına dönüşmüş ve bu nedenle de etik kurallar belirlenmesi işi, içinden çıkılmaz bir hale gelmiştir Etiğe ilginin canlanmasında çeşitli etkenler rol oynamıştır. Ne var ki, bugün moda olan, felsefenin daimi bilgisel bir alanı olarak etik değildir. Moda olan,“meslek etiği” denilen ilkelerdir. Bunların en eskileri bio-medikal etik veya bioetik ve basın etiğidir. Şu anda çeşitli meslekler ve hizmet alanları da, kendi etiklerini geliştirme çabası içerisindedir. ‘Etik’le ilgili bir diğer gelişme de, bütün kültürlere saygı talebinin ve postmodernizmin norm sorunlarına relativist yaklaşımının -”her şey olur” (any-thing goes) ilkesinin- yarattığı kargaşa karşısında, bazı çevrelerin “evrensel bir etik” veya “evrenselleştirilebilir bir etik” ya da “global bir etik” geliştirme girişimleridir. Etikle ilgili bu girişimlerde çeşitli epistemolojik karıştırmalar dikkat çekmektedir. Bu karıştırmalar da, etiğin, bugün gündeme getiren ihtiyaçlara cevap verebilecek şekilde geliştirilmesine engel olmaktadır. Continue reading »

Mar 242009
 

1770_thomas_gainsborough_the_blue_boy-wr400
Batı’nın resim tarihinde popüler kültürün bir parçası haline gelen bir kaç resim vardır. İngiliz sanatında bundan iki tane vardır.1821 senesinde çizilmiş olan bir manzara resmi. diğeri de bundan neredeyse 1 asır önce genç bir çocuk imgesinin resmedildiği “Mavi Çocuk” adlı portredir. Bu Thomas Gainsborough’undur. Gainsborough vatandaşı Reynolds’la birlikte 18.yy’ın en başarılı portre ressamıdır. İngiliz meslektaşıyla girdiği bir anlaşmazlık sonucu bu resmi çizdiği söylenir. Fakat Gainsborough’un esas tutkusu portre çizmek değildir. Ona en büyük huzur veren şey, manzara resmi çizmektir. Her iki alanda da kendini bir usta olarak kabul ettirmiştir.

Mar 162009
 

surfx3dscrn

Matematiksel Nesnelerin Varlık Sorunu 

—hakikat nesnellikle ilgilidir; iyilik kavramı ise hemen hemen nesneldir. bu kavramlara bakanın “beğeni”sine bağımlı olan ‘güzellik’ kavramı nesnel değildir.”/mortimer adler-six great ideas—

 Matematiksel nesneler ile fiziksel nesneler arasında bir fark var mıdır? Eğer varsa nasıl bir ayırım yapılabilir? Fiziksel nesneleri somut, matematiksel nesneleri soyut olarak nitelemek mümkün müdür? Matematiğin kapsadığı nesnelerin kaynağı nedir? Matematikçi bu nesneleri nasıl bulur? Bu tarz sorulara cevap veren görüşlerden en önemlileri ‘realizm’, ‘nominalizm’ ve ‘yapımcılık’ olarak belirlenebilir.

Continue reading »

Ağu 132008
 

Mühendislik ve ince marangozluk işleriyle uğraşan Joseph Bramah, insan sağlığına, milyonlarca kentin ve kentlinin yararına yapılan en büyük katkıyı gerçekleştirmiştir. “Bramah helası ” olarak yaygınlaşan ilk kullanışlı tuvaleti bulan o olmuştur.

Bugün artık, açıkça şu nokta bilinmektedir: Helayla birlikte etkin, yeterli bir kanalizasyon düzeni, iyi suya pis suyun sızmasını önleme , dünyanın her yerinde yaşayan insanların sağlığı bakımından son derece gereklidir. Yüzyıllar boyunca Avrupalı kentliler, açık ve pislik dolu lağım çukurlarını , pis su kanallarını yaşamlarının bir parçası olarak kabul etmişlerdi. Varlıklı kişilerse, evlerini akarsuya yakın yerlere su üzerine yapmaya özen gösterir ya da evlerinin altına lağım çukurları kazdırırlardı. Bu çukurlar, belirli aralarla, bu işle uğraşan kişilerce boşaltılırdı.


Continue reading »

Oca 232008
 

alphonsebertillon_portre

Fransız karakol görevlisi Alphonse Bertillon, cinai olaylarda kimlik belirlemede ilk sistematik yöntemi keşfetti ve yaygın biçimde kullanılmasını sağladı. Yöntem son derece sağlam bilimsel bir temele dayandığı için yetersiz, haksız ve genellikle de bozuk düzenli tutuklama işlemlerinde devrim yaratmıştır.

alphonsebert

Alphonse Bertillon, Paris’te doğdu. Doktor olan babası, başlangıçta mühendis olmak istediğinden bu ilgisi kendi mesleğine de yansımıştı. Satın aldığı ve çizimi kendi yaptığı birçok araçla insan iskeletinin en doğru biçimde ölçümünü yapmaya çalışırdı. Anne tarafından büyükbabası ise toplumsal istatistik üzerine kitap yazmış bir demograf, yani nüfus uzmanıydı.
Bertillon, yetiştiği kadar hiç de umut verici bir çocuk olmadı. Çok dikkafalı bir öğrenciydi ve girdiği her okuldan kovulduğu için eğitimi evde sürdürmek zorunda kaldı. Bilimsel olarak nitelendirilebilecek tek ilgi alanı, doğa tarihiyle ilgili maddeleri toplamak ve bunları düzene koymaktı.

alphonse_thumb
Continue reading »

Eyl 232007
 

Yüzyılların bilimsel çalışmalarını bir araya getiren İngiliz Kimyacı John Dalton, çağımızın ünlü maddesinin kuramını koydu. Düşünceleri ise bildiğimiz kimyanın gerçek bir bilim gibi gelişmesine yardımcı oldu. Aynı zamanda önemli kimyasal bileşimlerin, elementlerin bir araya gelerek bileşikleri oluşturma biçimlerinin daha iyi anlaşılmasına yol açtı. Dalton’un en belirgin ana özellik olarak atom ağırlıkları üzerinde durması, temel kimyasal reaksiyonların ilk nicel tanımlarına yol açtı. İşte bu kadar derin ve yönlü çalışmalarıyla modern kimyanın dehası John Dalton…

Dalton’un hayatını incelediğimizde , oldukça dindar ve İngiltere’nin kuzeyinde tipik bir İngiliz kasabası Eaglesfield’da Quaker ailesinin bir üyesi olduğunu görüyoruz. Burada günlük hayatının en önemli iki öğesi din ve eğitimdi. Dalton, gerçek bir dahi olduğu için , 12 yaşlarındayken öğretmenlik yapabilcek duruma gelmişti. Çok zengin bir müzik aleti yapımcısı ve amatör hava gözlemcisi olan aile dostlarından birinin etkisinde kalarak meteorolojiyle yakından ilgileniyordu.

Continue reading »

Ağu 092006
 

“Gökte yuvarlak bir deliğe rastgeldiler…

ateş gibi parlıyordu.

İşte bu yıldızdır, dedi Kuzgun” /Yaratılış’a ait Eskimo Efsanesi

hale-boppcometGökyüzüne zaman zaman bakar mısınız açık havalarda. Sanırım sizi en çok etkileyen 17 Ağustos gecesi olan manzaradır. Işık kirliliğinden yoksun bir kubbede dolaştınız eminim. İşte 23 Temmuz 1995’te Alan Hale ve Thomas Bopp’da gökyüzüne sık bakan iki astronomun Hale-Bopp kuyruklu yıldızını keşif öyküsü şöyle olmuş:

Alen Hale(New Mexico) ince alaydan hoşlanan bir astronom olduğunu söylüyor. Hayatının 400 saatini kuyruklu yıldızlara bakarak harcadığını söylüyor ve hiç bir şey elde edemediğinden yakınıyor. Bir gün yine “hiçbir şey” aramazken, gökyüzüne anlamsız baktığını söylüyor. Derken bir ışık kümesinin Sagittarius takım yıldızındaki Messier 70(M70) yıldız kümesine bakmayı düşünüyor ama iki hafta önce oraya baktığında farklı bir şey görmüyor ve bir bulanık ama yaygın bir cisim farkediyor. Ve kuyruklu yıldızı son bir aydan beri aynı taramayı yapmasına rağmen keşfettiğini söylüyor.

Bopp ve Hale

Thomas Bopp(Arizona)’un hikayesi ise biraz daha farklı. O Arizona çölünde Ay’ın karanlık olduğu bir anda arkadaşıyla beraber olduğunu söylüyor ve arkadaşı Jim Stevens sayesinde bu kuyruklu yıldızı keşfettiklerini anlatıyor. Sagittarius takım yıldızına bakarken ilk çnce M22 ve M28 ‘le gözlem turlarına başlıyorlar. İlk başta yıldız haritalarını inceledikleri, daha önceden böyle bir şey görmediklerini ve arkadaşı Jim’in yeni bir kuyruklu yıldız olabilir uyarısını fazla dikkate almadan incelemeye devam ettiğini iletiyor. Daha sonra işin farkına varan Bopp böyle bir şeyi yarattığı için Tanrıya şükrettiğini söylüyor. Ve hayatının en önemli keşfini yapmış olduğunu da ekliyor. Continue reading »

Haz 122006
 

 

abacus

Şu ana kadar sayı saymak için bir çok hesaplama yöntemi duymuşsunuzdur.Hesap Makineleri, kalem-kağıt, kum, güneş …vs gibi bir çok alet ve yöntem geliştirildi bu uğurda.

Sayı sayma sistemleri üzerine ilk buluntular,Neanderthallerin yaşadığı 50.000 yıl öncesindeki zaman dilimine kadar gidiyor.Sayılar sözcüklere dökülmeden önce,taş ve parmaklarla gösteriliyordu.Hesaplamar ise halen şu an da bile yaptığımız parmak, parmak boğumları ve sicimlerle atılan düğmelerle yapılırdı.İlk yazılı rakamlar 5000 yıl önce,bilinen en eski sayı sistemlerine sahip olan Mısırlılar ve Sümerlilerde görülüyor.

salamis-tn

 Bilinen en eski hesap yöntemi olan elin kullanımı ise Mısır’dan Eski Yunan’a,Avrupa,İslam ülkeleri,Çin,Hindistan ve Kolomb öncesi Amerika’ya kadar pekçok coğrafya da görebiliriz.Ama elimizin hesaplama yönünden çokta kullanışlı olmaması ve ilk zamanlarda rakamlarla yazılı olarak, hesaplama yama zorluğu ilk mekanik hesap makinelerini doğurdu.İşte bu hesaplama gayelerinin sonucunda oluşan aletlerden biride ABAKÜS’tür.

Continue reading »

Ağu 192005
 

Henri PoincareBilim gerçeklerden kuruludur,tıpkı evin tuğlalardan kurulu olması gibi.
Ancak gerçeklerin toplanması bilim değildir.Tıpkı bir küme tuğlanın ev anlamına gelmemesi gibi
.”

/Henri Poincare

Bir Fransız matematikçisi olan Henri Poincare 1854 yılında Nancy’de doğmuştur. yüksek öğrenimini Polyechnique’de yapmıştır.

Üniversite mezuniyeti sonrası O’nun ilk yaptığı iş Maden Ocakları Birliği’nde bir çeşit mühendislik hizmetidiri. Ancak kısa sürede akademik yaşamı yeğleyecek ve bu göreve Sorbonne Üniversitesi’nde başlayacaktır. Bütün akademik yaşamı sadece bu üniversitede sürmüştür. Bilimsel çalışmalarının yanında hiç aksatmadan sürdürdüğü ders görevleri de vardır. Bu sabır isteyen çalışmaları sonrası, irili ufaklı beşyüz civarında eser vermiştir. Bu sayı belki de matematik tarihinde adı geçen bunca bilginin çalışmalarının çok çok üstünde bulunmaktadır. Çoğu makale ve bildiridir ve hemen tamamına yakını yayımlanmıştır. Aralarında kitaplar da bulunmaktadır ki bu çalışmalardan önemli bulunan bazıları aşağda tanıtılacaktır.

O’nun çalışma konuları daha çok analitik fonksiyonlar, diferansiyel denklemler ve özellikle cebirsel geometri olarak ağırlık kazanmaktadır. ilerideki yıllarda bilim felsefesi ile de ilgilenmiştir. bizim yaklaşımım, O’nun geometriye ilişkin çalışmalarını biraz daha önce çıkarmak olacaktır. Ancak daha önce diğer konulardaki çalışmalarına şöylece değinmekte yarar vardır.

Diferansiyel denklemlerle olan ilgisi daha çok gök mekaniği ve üç cisim porblemleriyle uğraşırken karşılaştığı bir model olması enedeniyle başlamıştır. Benzer şekilde kısmi türevli diferansiyel denklemlere de matematiksel fizik” çalışmaları sırasında ilgi duyacaktır. Bu çalışmaları sırasında iki tür diferansiyel denkele de kendince katkılarda bulunmuştur.

O’nu matematikte en çok etkileyen süreklilik kavramı olmuştur. Bütün çalışmalarında bu düşünce, O’nu yönlendirmiştir. Buna koşut olarak topolojij türden bir çok problemle uğraşmıştır. Giderek bu birikim, O’nun Cebirsel Topoloji’yi kurması aşamasına kadar uzanacaktır.

Bir süre kümeler ile ilgilenecek, karşılaşılan bazı paradoslar nedeniyle biçimcilerle çatışacaktır. Bu davranışlarıyla bir kaç meslektaşlarıyla ters düşmüş bile olsa, O daha çok sezgici görüşü benimseyen tarafta yer almıştır. Continue reading »

Ara 102002
 

NEDEN UZAYDA KOLONİLEŞİYORUZ?

“Her şey beklenti içindeydi, her şey sessiz ve sakindi; hareketsizdi ve gökler bomboştu”

Eski bir Maya efsanesinden alınan bu cümle, uzun bir süreçten sonra Dünyamızın yaşadığı evrimin başlangıcını belki de sonunu belli ediyor. Göklerin bomboş olmasından rahatsız olan yeni Dünyalı bizler, bir çok uydu attık geçtiğimiz yüzyılda uzayın görünen boşluklarına. İlkçağdan itibaren Çinlilerin, Moğolların roket sevdasından alınan güçle 20. yüzyılın süper güçleri önce uzaya çıkıp hava atma yarışına girdiler. Bu uğurda yapılan çalışmalar birçok dünyalının ölümüne neden oldu.
İnsanoğlu gökte yerleşmek için içinde beliren kıpırdanmaları bilim-kurgu öykülerine aktardı. Bu öykülerin temeli ilkçağlardaki uygarlıkların keşif merakından doğmuştu ama bilim-kurgu yazarları uzayda yaşamak yeni gezegenlere ulaşmak ve onların üstünde yaşam destekli, kanunları olan yepyeni bir uygarlık yarattı: UZAY KOLONİLERİ. Ve bu fikirler bilimsel anlamda değer kazandı ve bilim-kurgu romanları aldığı temelleri , insanoğlunun uzaya çıkıp yaşaması için astronomlara ilham verme suretiyle yeni temellere dönüştürdüler. Ve Voyager, SkyLab, Artemis, Space Stations gibi projeler için gün doğdu.
Savaşların, çevrenin ve psikolojinin olumsuz etkilerinin yavaş yavaş bir bulut gibi insanlığın üstünde yer etmesine karşın aynı insanlık o bulutları delip yeni uygarlıkları aramak istiyor. Peki neden?
Bu konuda Prof. Dr. Carl Sagan‘ın bakış açısı oldukça ilginç ” Ne zaman tüm Dünya ve gezegenlerin hepsi keşfedilirse, ne zaman bizler Güneş Sistemi içerisinde kendi kendine yeten bir topluluk olursak, ne zaman ve bir kez daha içimizdeki amaçsız dürtü uyanırsa, o zaman başka yıldızların başka dünyaları ve gezegenleri bizi işaret ederek parmağıyla çağıracaktır.”
Bunun anlamı çok derinlere inerek insan sosyolojisinin içinde aranabilir. Kolonileşmenin nedenleri arasında bu araştırmayı yapanlardan birinin söylediği söz de en az Carl Sagan’ın saptaması kadar ilginçtir:“Dünya hasta değil, o hamile”

Eyl 182002
 

Nanoteknoloji

İnsanlık 21. yüzyılla birlikte yine özünü keşfetme yolunda büyük icatların peşinde koşuyor. Nanoteknoloji de bunun çok büyük bir göstergesi. Her gün vücudumuz dahil doğanın işleyişini derinden anlamamızı sağlayan çok büyük bir teknoloji bu. Enzimlerin işleyişinden saçlarımızın uzamasına, bir çiçeğin polen taşımasından petrolün oluşumuna kadar her şey bir düzen ve denge içinde. Nanoteknoloji ise insanlığın, doğasını keşfetmesinde ve bunu geliştirmesinde dahiyane sayılabilecek bir anlama metodu.
Peki şu an da Dünyada uğruna milyonlarca dolar yatırılan , sayısız bilim adamının uzmanlaştığı, geleceğin yaratılmasında büyük rol oynayacak bu metod nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır?

İnsanlık 21. yüzyılla birlikte yine özünü keşfetme yolunda büyük icatların peşinde koşuyor. Nanoteknoloji de bunun çok büyük bir göstergesi. Her gün vücudumuz dahil doğanın işleyişini derinden anlamamızı sağlayan çok büyük bir teknoloji bu. Enzimlerin işleyişinden saçlarımızın uzamasına, bir çiçeğin polen taşımasından petrolün oluşumuna kadar her şey bir düzen ve denge içinde. Nanoteknoloji ise insanlığın, doğasını keşfetmesinde ve bunu geliştirmesinde dahiyane sayılabilecek bir anlama metodu.Peki şu an da Dünyada uğruna milyonlarca dolar yatırılan , sayısız bilim adamının uzmanlaştığı, geleceğin yaratılmasında büyük rol oynayacak bu metod nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır?

İndeks:
– Nedir?
– NanoTıp
– NanoUzay
– NanoEkoloji
– NanoTehlike

NANOTEKNOLOJİ

Mar 032001
 

Sisli Dağların Efendileri - Dağ Gorilleri - Reha Başoğul - Araştırma

Sayıları günden güne azalan dağ gorilleri, bilim adamlarının katkılarıyla tekrar hayata dönüyorlar. Şu anda 650 dağ gorili bulunan Afrika’da ve Çeşitli Ulusal Parklarda sayıların hızla artması için sürdürülen titiz çalışmaların önüne geçen savaşlar ve doğal dengeyi hiçe sayan avcılara rağmen onlar hala yalnız değiller.

HIZLI ÖĞRENİN:
*Dağ gorillerin yaşam ömrü vahşi ortamda iken 40 yıl, koruma altında ise 50 yıl civarındadır.

*Onlar Rwanda, Uganda ve Kongo ‘da yaşıyorlar.

*Bir dişi dağ gorili 10 yaşına geldiğinde ilk bebeğini doğurur.

*Dağ gorillerinin ağırlıkları 91 ile 181 kilo arasında değişir.

*Dağ gorillerine zarar verenler çoğunlukla insanlar, bazen leoparlar ve timsahlardır.

*Bilimsel adları ‘Gorilla gorilla beringei’ dir.

*Goriller 3 alt türe sahiptir. Dağ gorilleri(Gorilla gorilla beringei) , Batı Vadisi Gorilleri(Gorillas gorilla gorilla), Doğu Vadisi Gorilleri(Gorilla gorilla graueri)

*Dağ gorillari, Afrika’nın iki bölgesinde yaşarlar.

*Yetişkin bir erkek dağ gorili, iki olgun dişinin ağırlığı kadardır.

*Dişi dağ gorilleri, ortalama 8 yaşındaki yeni bir grup bulduklarında ana gruptan ayrılırlar.

*Bir erkek dağ gorili yaklaşık 2 metreyi bulan boya sahiptir.

*Dağ gorilleri , genellikle yaprak, filiz, meyve, ısırganotu, üzüm asmaları, çiçek soğanları ve ağaç kabuklarıyla beslenir.

*Dağ gorillerinin nesli tehlike altındadır. Onlardan sadece 650 tane kaldı.

*Bir erkek goril, silverback ünvanını 11-13 yaşında elde eder.

*Vahşi ortamda 35 yıllık bir dağ goriline yaşlı diyebiliriz.

*Goriller vahşi yaşamda insanlara zarar vermezler.

*Dağ gorilleri yüksekliği 3500 metreyi bulan yağmur ormanlarına sahip , devamlı bulutlu ve sisli olan yüksek dağlarda yaşar.

Araştırmanın tamamına ise aşağıdan ulaşabilirsiniz:

Continue reading »